Mustafa Akgül: "İnterneti Yasaklamanın Dayanılmaz Cazibesi"

Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Akgül; neredeyse arapsaçına dönen internet sorunu ile ilgili görüşlerini kendi blogunda dile getirdi. Pek çok otorite tarafından “Türkiye’de internetin babası” olarak tanımlanan Akgül; yazısını “internetin marjinal problemleri içinde boğulmaktan kurtulmalı ve internetin bu ülkeye sunduğu potansiyele odaklanmalı” cümlesiyle bitiriyor. Doç. Dr. Mustafa Akgül’ün yazısının bütünü şu biçimde: “Bu yazı ülkemizdeki İnternet yasaklarının kısa tarihinin bireysel bir değerlendirmesidir. Ülkemizde İnternet 12 nisan 1993′de üniversitelerin önerdiği DPT’nin finansını sağladığı tr-net projesi olarak başladı. Türk Telekom ve genel olarak devlet İnternetin pek farkında değildi. İlk yıllar büyük kurumlar, tek kişilik hesab ile yetiniyordu. 1995′e gelince, bir yandan özel sektör ilgilenmeye başlamıştı, öte yandan devlet internetin farkına vardı. Ankara’da yapılan bir toplantıda interneti kısıtlamak/kapatmak fikri tartışıldı. Ama, o toplantıda internetin olumlu olduğuna devlet ikna edildi. 1995 yılında Turnet ihalesi yapıldı, 1996 sonbaharında çalışmaya başladı. 1999-2000 de TTnet calışmaya başladı. 2000 yılında bir genç kızımız satanistlerin etkisiyle intihar etti. Zamanın Milli Eğitim Bakanı “İnternet’den evlere lağım akıyor” dedi. Toplum İnterneti kapatmayı tartıştı. İnterneti savununlar “Trafik kazaları nedeniyle yolları trafiğe kapatmıyoruz”, “Bıçakla insan yaralanabilir ama bıçağı yasaklamıyıroz” örneklerini veriyordu.

RTÜK Tokadı

İnternet üzerine bir sonraki saldırı RTÜK yasası TBMM de görüşülürken geldi. İnternet Medyası oluşmaya ve muhalefet etmeye başlamıştı. Anayasa komisyonundaki görüşmeler sırasında İnterneti ilgilendiren, endişe verici şu 2 ifade vardı. RTÜK yasası taslağındaki “Her türlü teknoloji ile ve her tür iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları … RTÜK tarafından denetlenir” ve basın yasasına eklenmek istenilen “ Bu kanun hükümleri bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.” Bu en basitinden “İnternetde basın kanuna tabidir” anlamında idi. O an TBMM de TBD öncülüğünde kurulan Bilgi Grubu vardı. Bilgi Grubu ve Bilişim STK’larına hiç bir görüş sorma gereği duymadan, madde taslağa ekledi. İnternet camiası bunun ne anlama geldiğini geç farketti. Basın kanuna bağlı yayınlar için, i) izin almak, en azından yayına ilişkin bildirimde bulunmak, ii) her nüshanın 2 kopyasının Cumhuriyet Savcılığına iletmek gerekiyor. Bu farkedilince kıyamet koptu. Neyin kapsam içinde olacağı açık değildi: e-mektup, chat/ irc, forum ve e-posta listelerde, blog ve weblerde yazılanlar ve ucu açık benzerleri. O zaman sosyal ağlar henüz yeteri kadar gelişmemişti. Her ileti, her mesajı, her web sayfası değişikliğini savcılığına nasıl iletecektiniz ? Savcılığında buna uygun bir altyapısı olmadığı da açıktı. İnternet camiasının isyan etmesi sonucunda basın yasası kısmı basitleştirildi, sadece hakaretle ilgili kısım kaldı. Yasa Cumhurbaşkanınca meclise bir daha görüşmek üzere geri gönderildi, 1 yıl sonra aynen geçirildi. Basın kanuna eklenen madde ise 59. Hükümetçe kaldırıldı. Bu maddeden sadece 1 mahkumiyet oldu. Ama, 2 yıl İnternet camiası bu yasayla meşgul oldu. Ama RTÜK’le ilgili madde duruyor. RTÜK İnternet üzerindeki radyo-TV yayınları izlemeye ve kaydetmeye devam ediyor.

Fiili Yasaklar Başlıyor!

2001-2002 yıllarında Askeriyedeki yolsuzlukları açıklama iddiasıyla yolsuzluk.com webi ortaya çıktı. Türk Hukuk sisteminde bir webi kapatma, erişime engelleme için bir düzenleme yoktu. Gerçi 1991′te Fransız ceza hukukuna giren Bilişim Suçları mevzuatı, Sulhi Dönmezer hocanın inisiyatifiyle Ceza Yasasına 525. madde olarak girmişti. Ama, bu bilişim sistemine girme, verileri değiştirme, zarar verme gibi konuları kapsıyordu. Henüz, İnternet Çağına ayak uydurmamıştı. Bilgisayar yerine de “verileri otomatik işleme tabi tutan makine ” ifadesi kullanılmıştı. ATM makineleri, cine5 modemleri, telefon sistemlerine ilişkin suçlar bu madde kapsamında yargılanıyordu. Yolsuzluk.com Genel Kurmay mahkemesinin kararı ile yasaklandı. O yıllarda webteki bir şikayet üzerine web hizmeti veren servis sağlayıcı şirketlerin genel müdürlerinin apar topar gözaltına alındığı oluyordu. 2004 Ceza Yasasında Bilişim Suçları konusunda oldukca kapsamlı bir düzenleme yapıldı. Türkiye Siber Suç Sözleşmesi çalışmalarına katılmış, ama bazı çekincelerle imzalamaktan kaçınmıştı. Bu çekinceleri ve gerekçesi ise kamuoyuna açıklanmadı. (Uzun yıllar sonra Sözleşmeyi imzaladık ama, sözleşme 2 yıl kadar mecliste beklediten sonra twitter yasağı sonrasında muhalefetin önçülüğünde onaylandı.) Ceza yasası sırasında Bilişim STK’ları olarak ilgili maddeler üzerinde çalıştık, ve TBMM deki ilgili komisyona ilettik. Önerimizin bazı kısımları kabul görmedi, ama bunları tartışmaya fırsat bulmadan taslak yasalaştı. Daha sonra CMUK – Ceza Mahkemeleri Usul Kanunu gündeme geldi, ve jet hızıyla yasalaştı. Bizim STK’lar olarak bir öneri götürme şansımız bile olmadı. Adalet Bakanlığı İnternete ilişkin düzenleme gereğini hissetti ve bir “İnternet Yasası” hazırlamak istedi. Bu amaçla, bir Komisyon kurmaya girişti. Ama, ilk yıl bu komisyon çalışmaya başlamadı. İkinci yıl yeniden bir komisyon kuruldu. Komisyon Başkanı bir Bilgisayar Mühendisliği hocası oldu. Üniversitelerin Hukuk Fakültelerinden uzmanlar, güvenlik kuvvetleri temsilcileri, bakanlık temsilcileri ağırlıklı bir komisyon oluşturuldu. Özel sektör ve Sivil Toplum temsilcileri yok denecek kadar azdı. Servis sağlayıcıları temsilcisi ısrarlar üzerine son dönemde komisyona katıldı. “Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Kanun Tasarısı” hazırlandı, kamuoyuna sunuldu, gelen öneriler büyük ölçüde değerlendirildi. Üzerinde çalışılması gereken az bir nokta kalmıştı.

Sansür Yasası 5651 Şapkadan Çıkıyor!

2006 sonbaharında Emniyet teşkilatında ilk “Bilişim Dairesi” İstanbulda açıldı. Daha önce Bilişim ekipleri Kaçakçılık Dairesi içinde idi. İstanbul Bilişim Dairesi elindeki tüm birikmiş cocuk pornosu dosyalarını basına servis etti. Basınımız her zamanki gibi polisin sunduğu dosyaları olduğu gibi yayınlandı. Ülkemizde ciddi bir çocuk pornosu salgını varmış algısı yaratıldı. Bu arada bir kaç tane çocuk taciz olayı da yaşandı. Başbakan bu sorunun çözülmesi talimatını verdi. Bu arada kamuoyunu hazırlamak amacıyla Ankara’da bir “Temiz İnternet” etkinliği yapıldı. Etkinliğin logosu çamaşır ipine asılmış 3 tane W harfi idi. Yıkanmış temizlenmiş İnterneti temsil ediyordu. Adalet Bakanlığı tasarısı kesip biçilerek, daha dar kapsamlı bir Sansür Yasası hedeflendi. Adalet Bakanlığı ve Bakanlık taslağını hazırlayan komisyon deve dışı bırakıldı, Ulaştırma Bakanlığı, esas olarak “zararlı “ içeriğe erişimi engelleyen bir taslak hazırladı. Söylem “Kirli Bilgiyi temizleyip öyle sunmaktı”. Taslak kamuoyu önünde tartışılmadan Meclise geldi. Mecliste biraz yumuşatıldı. Ve Genel Kurulda 1 saat bile görüşülmeden, ciddi bir itiraz olmadan geçti. Çocuk pornosu etrafında öyle bir hava yaratıldı ki, sivil toplum kuruluşlarının feryadına rağmen, ne Cumhurbaşkanı yasayı meclise geri gönderebildi, ne de muhalefet Anayasa Mahkemesine götürebildi.

5651 Katalog suçları Ceza yasası ve Atatürk Kanunu yoluyla tanımladı. Kapsam Katalog suçlar ile sınırlı idi. “ Uyar Kaldır”ı tanımladı. Esas olarak Erişimi Engellemeyi tanımladı. Web sitelerini, tanımsız olarak, yurtiçi ve yurt dışı olarak ayırdı. Yurtdışındaki webler için TIB’e resen yasaklama yetkisi verildi. TIB uygun bulmadığı bir içerik nedeniyle, hiç bir uyarı yapmadan, hiç bir diyalog olmadan, savunma almadan, bilirkişi değerlendirmesi olmadan bir webi yasaklama yetkisine sahip oldu. Şu anda yasaklanan 48 bin webin büyük çoğunluğu bu şekilde yasaklanmıştır. Yurt içindeki weblerde esas olarak mahkemeler yetkilidir. Acil durumlarda Cumhuriyet savcıları, çocuk istismarı, fuhuş konularında TIB mahkeme kararı olmadan erişimi engelleme kararı verebiliyor, ancak 24 saat içinde mahkemeye başvurmak zorunda idiler.

YouTube Trajedisi

Youtube yasağı ülkemizdeki internetin politikalarının turnosul kağıdı olarak görülebilir. Bir kac defa değişik sürelerle kapatıldı. En uzunu yaklaşık 2.5 yıl sürdü: 5 mayıs 2008-31 ekim 2010. 2014 yasağı bile Anayasa Mahkemesi kararından bir kaç gün sonra ancak kaldırılabildi. İlk yasak Yunanlı bir gencin Atatürk aleyhine bir bir video için alınmıştı. Hürriyet ve Sabah gazeteleri bir kampanya ile kamuoyunun dikkatine getirmişti. Bunun üzerine savcılık bir CD’ye videoyu kopyalayıp mahkemeye yasaklama talebiyle gitti. Mahkeme, videoyu youtube üzerinden doğrulamak gereği duymadan yasaklama kararı verdi. Gerçi, mahkemenin böyle bir olanağı yoktu: çünkü UYAP üzerinden youtube ve benzeri sosyal ağlara erişim engellenmişti. Bu karar öncesinde Youtube ile bir temas çabasına girilmedi. Video kısa bir süre içinde kaldırıldı ve youtube açıldı. Bir kaç sonra, 10 adet Atatürk aleyhine video nedeniyle Ankara 1 nolu Sulh Ceza Mahkemesinin youtube için erişimin engellenmesi kararı çıktı. Bu karar öncesinde ve sonrasında başka mahkemelerin de youtube’u yasaklama kararı vardı. Ama, en uzun soluklu olan Ankara 1. sulh ceza mahkemesin kararı oldu.

Youtube 10 videonun yarıdan fazlasını anında kaldırdı. Geri kalanlar için “bunlar ABD’de ifade özgürlüğü sınırları içinde” anlamında bir gerekçeyle onları kaldırmadı. Ama, bugün twitter’inde yaptığı gibi bu videoları Türkiye’den izleyicilere göstermeme yolunu izledi. Bu videolara Türkiyeden yapılan bağlantılarda “Bu videoyu fikri haklar nedeniyle sizin ülkenizde göstermiyoruz” şeklinde bir açıklama sunuldu. Mahkeme kararına ve Türkiye’nin talebine bir atıf yoktu. Sanki, videonun sahibi Türkiye’den gösterilmesine izin vermiyormuş gibi davranıldı.

Sakıncalı bulunan videoların Türkiye’den izlenememesi üzerine Mahkemeye erişim yasağının kaldırılmasını biz INETD olarak, İnsan hakları savunucusu hukukcular Yaman Akdeniz-Kerem Altıparmak ve youtube avukatları itiraz ettik. Mahkeme söz konusu videoların Türkiye dışından erişebildiği nedeniyle başvurmuzu reddetti, ilgili videoların bütün dünya için yasaklamasını isteğini sürdürdü. Bir başka deyişle mahkemelerimiz yetkisinin tüm dünya olduğunu düşünüyor.
Mahkeme, otomatik olarak, kararını bir üst mahkemeye iletip, onunda kararı onaylamasının yolunu açtı. Bizim, üst mahkemeye yeni belge ve argüman sunmamızın önü kesilmiş oldu.

Verilen karar bir tedbir kararı olduğu için iç yargı yolu bitmişti. Yargıtaya taşıma yolu kapanmıştı. Bunun üzerine biz INETD olarak AIHM’e başvurduk. AİHM henüz bize cevap vermedi. Daha sonra sites.google.com ve muzik weblerin yasaklanması (last.fm) AIHM’e taşındı. Sites.google.com konusunda Yıldıırm-Türkiye kararıyla, 5651′in AIHS’nin ifade özgürlüğü maddesine aykırı olduğuna karar verdi. Türkiye bu kararı görmezden geldi. Yeniden düzenlenen 5651 AİHM kararını göz ardı etti.

Mahkemelerin bir video yada bir sayfa nedeniyle tüm webin; bazen alanadı temelli bazenda hem alanadı temelli hemde IP temelli yasaklaması, orantısız cezalandırma olduğu gerekçesiyle çok eleştirildi. Bu eleştiriye zaman zaman zamanın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ve BTK başkanı Tayfun Acarer de katıldı, açıkça mahkemeleri eleştirdikleri oldu. Mahkemelerden, sadece ilgili nesneyi yasaklama kararı çıktığı oldu. BTK’nın çıkardığı yönetmelik URL temelli erişimi engelemeye izin vermiyordu. Ya alan adı bozulması yoluyla o alan adını “Bu sayfaya giriş şu mahkeme kararıyla yasaklanmıştır” içeren sayfaya yönlendiriyordu, ya da o IP’ye giden istekleri çöpe atıyordu.
Pek çok halde mahkemeler ikisini birden yapıyordu: yani hem alanadı hemde IP temelli yasaklama oluyordu. Hatta, youtube, blogger vs örneklerinde olduğu gibi o alan adına ait tüm IP’leri yasaklama yoluna gidiyorlardı. LigTV’nin korsan yayınlarını engellemek isterken, tüm Google servislerine erişim bu nedenle aksamıştı. Yasakların en başında biz, bazı STK’ler, tüm webin yasaklanması yerine URL yasaklanması önermiştik. BTK bunu tartışmadı bile.

BTK ve Ulaştırma Bakanlığının bir taraftan tüm webin yasaklanmasını eleştirmesi, öte yandan kendi çıkardıkları yönetmeliği değiştirmeye yanaşmaması dikkat cekici. Kamu oyunu kazanmaya yönelik demeçler verilirken, sorunun çözümü konusunda bir şey yapmak söz konusu olmadı. Benzeri bir konu, youtube yasağında oluştu. Youtube, sakıncalı bulunan bazı videoları kaldırmış, geri kalanı Türkiye’ye göstermiyordu. Bir başka deyişle URL temelli filtreleme yapıyordu. Bilindiği gibi o dönem, yurttaşlarımız, DNS değiştirme ve başka yollarla youtube.com’a erişiyordu. Başbakanımızda “Ben Youtube’a giriyorum, sizde girin” demişti. Mahkemenin, ülkeye zarar veren uygulmasını geçersiz kılmak için, ilgili yönetmeliği, en fazlası 1 maddelik bir yasa değişikliği ile çözülebilecek bir konu konusunda hiç bir çabaya girilmedi.

Onun yerine konu egemenlik ve vergi boyutuna taşındı. Youtube’un burada bir ofis açması, bakanlığa gerekli saygıyı göstermesi, sürekli iletişim içinde olması ve vergi vermesi gerektiği söylendi. Youtube yasağının bir mahkeme kararıyla oluştuğu, yukarıdaki argumanların yasakla bir ilgisi olmadığı pek dikkati çekmedi. Türk mevzuatında, vergi borcu nedeniyle, bir webin kapatılması mümkün değil. Ama, Cumhurbaşkanı, Columbia Üniversitesinde bir soruya verdiği cevapta, Youtube’un ifade özgürlüğü kapsamında kapanmadığını, vergi nedeniyle kapandığını söyledi. BTK, bilerek Cumhurbaşkanını yanılttı.

Youtube Nasıl Açıldı ?

Youtube’un açılması, ancak bizim bulacağımız bir “hülle” olayıdır. Zamanın İnternet Kurulu, bu videolarda kullanılan Atatürk fotoğrafları nedeniyle bu videoların teklif hakkının Türkiye adına kendilerinde olduğu saptadı, ve Almanya’daki Türklere ait bir firmaya fikri hatları devretti. Bunun üzerine firma, youtube’a bu videoların telif hakkının kendinde olduğunu ve bu videoları youtube’tan kaldırmak istediğini söyledi. Youtube hemen ilgili videoları kaldırdı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet savcılığı bunu bilirkişi yoluyla tespit ettirdi ve 5651 uyarınca yasak kararının geçersiz olduğu ilan etti. Daha sonra, Youtube Almanyadaki firmaya söz konusu vidoların fikri hakkını görmek istedi. Ve geçerli bir belge olmadığı için, videoları yerine koydu. Videolar açısından yasağın kalkması öncesi ve sonrasında bir fark yok. Hala Türkiye’deki IP’lere o videolar gösterilmiyor. Böylece, ülkemiz, düzgün bir şekilde ilgili yasal mevzuatı düzeltmek yerine gecekondu bir çözüme gitti.

Filtreli İnternet Maceramız

BTK 2011 yılında Avrupa’daki “Safer İnternet”i örnek almak bahanesiyle bir yönetmelik çıkardı. Taslak, ilgili sivil toplum kuruluşlarını dışlayarak oluşmuştu. Çelişkili maddeler içeriyordu. Dört profil tanımlıyordu: standart, cocuk, aile ve yerli. Her kullanıcı bu profillerden birini seçecekti, aksi belitilmeyen herkes standart profilde olacaktı. Standart profil konusunda kafalar karışıktı: yurttaşlar ciddi bir filtreleme yapılacağı düşüncesindeydi, ama BTK ek filtreleme olmayacağını söylüyordu. Bence, en ilginç olanı yerli profili idi: kısaca Türkiye İntraneti ile sınırlı idi. Bir başka deyişle, google, yahoo, amazon, wikipedia gibi Türkiye dışının kapandığı bir profil idi. Bu İnterneti hiç anlamamış, çağın dışında kalmış bir bakış açısının ürünüydü. Ülkede büyük bir tepki oluştu. Bir yandan hukuksal mücadele yolunda danıştaya dava açıldı, öte yandan tepki mitingler şeklinde sokağa taşındı. Sivil toplum örgütlerinden atik davranan girişimci yurttaşlar, büyük ölçüde facebook’u kullanarak, ülkenin kalburüstü şehirlerinde mitingler düzenledi. Daha önce, Sivil toplum Örgütleri öncülüğünde Sansüre Karşı bir Platform oluşmuştu. Bu Platform öncülüğünde ses getiren bir yürüyüş olmuştu. Katılım 20 bin civarında idi. Filtre karşıtı mitingler 10 kadar şehirde yapıldı. İstanbul da yapılan, İnternet konusunda yapılan dünyadaki en büyük miting oldu: 150 bin civarında katılım oldu.
Artan baskılar sonucunda yönetmelik değiştirildi: standart ve yerli profil kaldırıldı, geriye çocuk ve aile profili kaldırıldı ve uygulama bir kaç ay ertelendi. Bu değişiklik sonucunda kamu oyu tepkisi sönümsedi. Bazı Sivil Toplum Örgütleri eleştirmeye devam ediyorlar. Aile profili bir kara listeden oluşuyor; buralara girilemez. Çocuk profili ise bir beyaz listeden oluşuyor: sadece buralara girilebilir.
Bu listelerin oluşmasında ilkeleri belirlemek için bir kurul oluşturuldu. Bu listenin nasıl oluştuğu, içinde kimler olduğu kamuoyundan saklandı. Liste üyeleri çok sonra açıklandı. Kurul ilkeler belirledi, ama uygulamayı BTK/TIB yaptı. Bu listeler oluşturulurken her hangi bir saydamlık ve katılımcılık yok. “ihbarweb” üzeriden şikayet etmek serbest tabii. Bu listelerde kaç web olduğu bilgisi devlet sırrı. Ama, web üzerinden bir alan adının yasaklanaıp yasaklanmadığı sorgulamak mümkün. Bir defada en fazla 10 sorgu yapabilirsiniz. 3 yıl sonunda 1 milyon civarında filtreli aboneye ulaşıldığı ilan edildi . Abone servis sağlayıcı webi üzerinden profil değiştirebilir, çıkabilir. Bu hizmet için ek ücret alınmıyor. Buradaki temel hata, yurttaşa ya hep ya hiç seçeneğinin sunulması ve listenin devlet tarafından belirlenmesidir. Yurttaşın, kendi ailesi için bir filtre koyması en doğal hakkıdır. Burada ciddi bir tehlike, ailelere sahte bir güvenlik hissi verilmesidir. Çocuk filtresi, çocukların bilinçlenme çabalarını engellememeli, ve internete ilişkin güvenlik tedbirlerini göz ardı edilmesine neden olmamalıdır. Yutttaşın, filtre içeriğini değiştirebilme, ekleme ve çıkarma hakkını korumalıdır. Yaklaşık 1 milyar web içinden beyaz ve kara listeyi kim hangi kadroyla, hangi bilimsel yetkinlikle, hangi hukuksal yetkiyle hazırlayabilir?

Yeni 5651 Ne Getirdi?

5651 de son yapılan değişikliklerin önemli bir amacının tüm webin bir kaç URL yüzünden kapatılmasını engellemek olduğu Bakanlık ve BTK tarafından savunulmuştu. Çözüm, sadece sakıncalı bulunan URL’lere erişimi engellemek, webin geri kalanını rahat bırakmaktı. Değişiklikte bunun dışında Erişim Sağlayıcıları Birliği, TİB başkanına bazı hallerde yasaklama yetkisi vermek, çeşitli düzeyde log tutmak, ve kişisel haklar bahanesiyle yargısız infaz yolunun açılması olarak özetlenebilir.

Büyük gürültülerle ilan edilen URL temelli yasaklama uygulanamadı. BTK ve TIB’deki uzmanlar, weblerin çoğunun HTTPS protokolüne geçtiğini farkedemişler. HTTPS tüm trafiği simetrik sifrelemeyle izlenemez hale getirir. Bu temel kriptoloji bilgileri arasındadır. Sunucu sisteminin işbirliği olmadan https trafiğini izlemek mümkün değildir. BTK ve onun baskısıyla/teşvikiyle Türk Telekom https trafiğini de izleyebilecek donanım ve yazılım alıyor haberi basında çıktı. Yapılmaya çalışılan tüm internet tarfigini izlemek, analiz etmek, sınıflandırmak ve bunu çeşitli siyasi, adli ve ticari amaçlarla kullanmaktır. Açıktır ki, bu Anayasal bir suçtur, temel insan nhaklarının ihlalidir ve evrensel hukukun ayaklar altına alınmasıdır.

5651′in getirdiği bir yenilik ise muğlak ifadelerle servis sağlayıcıları yasal olmayan yollara iterek, yasaklama kararlarının her ne pahasına olursa olsun uygulanmasını istemesidir. Alternatif erişim yollarının engellemesi, mahkeme kararı olmadan kişisel içeriği değerlendirip yasaklaması gibi yükümlülükler bir hukuk devletinde kabul edilebilecek şeyler değil.

Twitter ve Youtube Yasakları

Başbakanımız her ne kadar aktif bir facebook ve twitter kullanıcısı gözüksede, facebook, twitter ve youtube’u kısaca sosyal medyayı “insanlığın başbelası” olarak görüyor. Öte yandan AKP, sosyal medyayı en iyi kullanmaktan kıvanç duymakta, geniş bir kadroyu sosyal ağlarda etkin olmakla görevlendirdiği bilinmektedir. Bu çelişkiye dikkati çekmekle yetinelim.

Başbakanımızın, “Twitter miviterin kökünü kazıyacağız” demeci üzerine BTK/TİB twitteri bir yolunu bulup kapattı. 2 mahkemenin 2 hesap hakkındaki kararı vardı, ama twitteri kapatma kararı yoktu. Kanun kuyucu tarafından kapatılan bir mahkeme, yetkisi olmadan twitterı kapatma kararı verdi. Yani, yetkili bir mahkemenin kararı olmadan, TIB yetki gaspıyla twitterı kapattı. Yasağı kaldırma taleplerine, bir mahkeme “yasaklama kararı olmadığı” şeklinde cevap verdi. Bir başka mahkeme, doğrudan yasaklamanın kaldırılması kararını verdi, TIB oralı olmadı. Twitter yasaklaması, 30 mart belediye seçimleri öncesinde gerçekleşmişti. TIB mahkeme kararını, 30 günlük itiraz süresi bahanesiyle uygulamadı. Seçimlerden sonra Anayasa Mahkemesi, ilgili AİHM kararalarına dayanarak, Kerem Altıparmak-Yaman Akdeniz ve benzeri bireysel başvurular üzerine kaldırdı. Bu arada Twitter yöneticileri ile yapılan görüşmeler sonucunda, zaman zaman mahkemelere itirazla birlikte, Türkiye’deki mahkeme kararlarından, cocuk pornosu ve nefret suçları gibi evrensel kabul görenler dışındakilere sadece Türkiye’den erişimi engelleme yoluna gittiler.

Dışışlerindeki bir konuşmanın kayıtlarının internetde yayınlanması ve bir kopyasının youtube konması üzerine, BTK youtube’a erişimi engelledi. Bir yandan ulusal güvenlik nedeniyle bir mahkemeden yasaklama kararı alındı. Ayrıca, youtube’de Atatürk aleyhine videolar olduğu webten ilan edildi. 5651 de ulusal güvenlik nedeniyle erişim enegelleme olanağı yoktu. Ama, yinede yasaklandı. Mahkemelerin yasak kararını kaldırması, yeniden koyması, yürütmeyi durdurma kararları yeterli olmayıp, Anayasa Mahkemesinin Youtube, Barolar Birliği ve bir çok bireysel başvuru üzere ifade özgürlüğü açısından yasağı kaldırması sonucunda erişime açılabildi.

İnternetden korunmak mı, yoksa İnternetle Büyümek mi ?

Ülkemizde İnterneti yasaklamak, çocukları korumak, yurttaşı korumak, ahlakı korumak, ulusal güvenliği korumak, kişilik haklarını korumak, ülkenin “milli çıkarlarını” korumak, değerlerimizi korumak gibi gerekçelerle, kolayca yapılabiliyor. Bu genelde savunma yapmadan, uzman görüşü olmadan, yani yargılama olmadan koruma tedbiri olarak yapılıyor. Bunların hemen hepsi hiç bir zaman bir yargılamayla devam etmiyor. Bunun önemli bir nedeni weblerin yurt dışında oluşu ve pratik olarak itiraz ve yargı yolunun zor ve masraflı oluşudur. Engelliweb’in verilerine göre bu yazının yazıldığı anda 49 bine yakın web kapalı idi. Dünyada 1 milyara yakın web olduğunu gözönüne alırsak, tüm “zararlı “ webleri belirmenin ne kadar zor olduğu açıktır. Çocuk pornosu, nefret söylemi gibi hemen bütün dünyanın uzlaştığı konuların dışında konularda devletin neyin zararlı, neyin iyi, neyin kötü olmasına karar vermesi demokratik değildir.

Devletin, cocuk pornosu ve nefret söylemi dışındaki konularda yapması gereken, yurttaşın neyin iyi neyin kötü olmasına karar vermesini sağlayacak ortamı oluşturarak, kendisinin kenara çekilmesidir. Bu, bilgilendirmek, bilinçlendirmek, gerekli yazılımların gelişmesini sağlamak, ücretsiz dağıtımı ve eğitimini sağlamakla başlanabilir. Devletin bu konularda listeler hazırlayıp uygulatması yanlıştır. Bunu uzman siivl toplum kuruluşlarına ve üniversitelere bırakmalıdır. Yazılımlar konusunda yarışmalar yapabilir, özgür yazılımları geliştirip, bunlar arasında rekabet yaratabilir.

Devletin asıl görevi, yurttaşların internetin zararlarından korumaktan çok, yurttaşın internetden yararlanması, kendini geliştirmesi, işini internete uyarlı hale getirmesi, toplumsal yaşama ve toplumsal denetime katılması, siyasete ve devlet yönetimine aktif bir yurttaş olarak katkı vermesi, sorgulayan ve katılımcı bir yurttaş olmasını sağlayacak, teşvik edecek tedbirler almasıdır. Tabii ki, yurttaşı, intenetden gelebilecek tehliklere karşı eğitmeli, uyarmalı, farkındalık yaratmalı, bu konularla ilgili kurumsal yapılar oluşturmalıdır. Daha da önemli olan, internetin gelişmesi, etkin kullanımı, ülke kalkınması, bireysel gelişim, toplumsal aktılım ve katılımcı demokrasi için çabaların öne çıkmasıdır. Sayısal bölünmenin önlenmesi, bunun için hem internetin kolay, ucuz, hızlı ve güvenli olması, öte yandan bilişim/bilgi/sosyal medya okuryazarlığının, başta ilkokullar olmak üzere, tüm yurttaşlara ulaştırılması önemlidir. Ülkenin Bilgi Toplumu çalışmalarının, ulusal bir strateji etafında, tüm paydaşların katılımı ile saydam bir şekilde açık ortamlarda tartıiılrak belirlenmesi, saydam bir şekilde hayata geçmesi, ve değerlendirilmesi önemlidir. Bunun için araştırma merkezleri, İnternet Enstitüleri kurulmalı; yıllık değerlendirme anketleri, konferanslar yapılmalıdır.

Ülkemiz, İnternetin marjinal problemleri içinde boğulmaktan kurtulmalı, ve internetin bu ülkeye sunduğu potansiyele odaklanmalıdır.

İnternet yaşamdır !”

blog.akgul.web.tr

No comments yet.

Bir Cevap Yazın

Translate »