Archive | GNU/Linux

Bilgisayarınıza güvenebilir misiniz?

(Okuduğunuz yazı, Richard Stallman tarafından kaleme alınan “Can You Trust Your Computer?” (“Bilgisayarınıza Güvenebilir misiniz?”) isimli makalenin Elif ERYILMAZ tarafından Türkçe’ye kazandırılmış hâlidir. Dilimize çevirdiği için Elif ERYILMAZ’a teşekkür ederiz.)  Bilgisayarınız kendine verilen emirleri kimden almalı? İnsanların çoğu, bilgisayarlarının onların emirlerine uymaları gerektiğini düşünür, bilgisayarları başka birilerinin emirlerine uymamalıdır. “Trusted computing” denen sistem ile , büyük medya kuruluşları (film şirketleri ve ses-müzik kaydı yapan şirketler) Microsoft ve Intel gibi bilgisayar şirketleriyle beraber sizin yerinize bilgisayarınızın onlara uyması için plan yapıyor. (Bu planın Microsoft’a uyarlanmış hâline “Palladium” denir.) Önceden kötü amaçlı özellikler bulunduran şahsi programlar bu planla birlikte evrenselleşecek.

Continue Reading →

Şahsi yazılım, temel olarak, kullanıcının bilgisayarın ne yaptığını kontrol edemediğini ifade eder; kullanıcı kaynak kodunu açamaz, veya onu değiştiremez. Akıllı işadamlarının, kendi kontrollerini kullanmaları için kullanıcıların yararına olmayan yollar bulmaları bu anlamda şaşırtıcı değildir. Microsoft, birkaç kez bunu yapmıştır: Windows’un bir uyarlaması, kullanıcının sabit diskindeki bütün yazılımı Microsoft’a iletmek için tasarlandı; Windows Media Player’da yeni çıkan bir “güvenlik” (“security”) yükseltimi (upgrade), kullanıcıların yeni kısıtlamaları kabul etmesi gereğini getirdi. Ama Microsoft bu konuda yalnız değildir: KaZaa müzik-paylaşım yazılımı, öyle tasarlanmıştır ki, KaZaa’nın iş ortağı, kendi müşterilerine kullanıcının bilgisayarının kullanımını kiralayabilir. Bu kötü amaçlı özellikler çoğunlukla gizlidir, ama kullanıcı bu özellikler hakkında bilgi sahibi olsa bile, bunları bilgisayardan çıkarmak zordur, çünkü kullanıcının elinde kaynak kodu bulunmaz.

Geçmiş yıllarda bunlar, kısıtlı olaylardı. “Trusted computing” ile bu olay kısıtlı olmaktan çıkıp her tarafa yayılacak. Tehlikeli hesaplama anlamına gelen “Treacherous computing”, bu duruma daha uygun bir isimdir, çünkü plan, kullanıcının bilgisayarının sistematik olarak, kullanıcıya itaatsizlik edeceğinden emin olmak için tasarlanır. Aslında amaç, kullanıcının bilgisayarının bir genel-amaç bilgisayarı olarak iş görmesini durdurmak içindir. Yapacağınız her işlem için izin almanız gerekebilir.

“Treacherous computing” yönteminin temelinde yatan teknik fikir, bilgisayarın, dijital bir şifreleme ve imza aracını kapsadığıdır, ve anahtarlar kullanıcıdan gizli tutulur. Şahsi programlar, kullanıcının diğer hangi programları çalıştırabileceğini, hangi dökümanlara ve veriye ulaşabileceğini ve kullanıcının hangi programlara geçiş yapabileceğini kontrol etmesi için bu aracı kullanacak. Bu programlar devamlı olarak Internet üzerinden yeni otorite kurallarını indirecek, ve otomatik olarak kullanıcıya o kuralları koyacak. Eğer kullanıcı, Internet’ten periyodik olarak yeni kuralları elde etmesi için kendi bilgisayarına izin vermezse, programın bazı özellikleri otomatik olarak iş görmeyi durduracak.

Tabii, Hollywood ve kayıt şirketleri,”DRM (Digital Restrictions Management)” denen dijital kısıtlama yönetimi için “treacherous computing” kullanmayı planlıyorlar, bundan dolayı indirilen görüntü ve müzikler, sadece belirtilen bir bilgisayarda kullanılabilecek. En azından kullanıcının bu şirketlerden alacağı yetkilendirilmiş dosyaları paylaşması tamamen imkansız hâle gelecek. Kamu ve siz, bu şeyleri paylaşabilmek için hem özgürlük hem de imkana sahip olmalısınız. (Ben, birilerinin, şifrelenmiş içeriği aşıp, onları yüklemek ve paylaşmak için bir yol bulacağını umuyorum ve bundan dolayı DRM tamamen başarılı olamayacak. Ama DRM sistemi için bu bir mazaret değildir.)

Paylaşımı imkansız hâle getirmek, yeteri kadar kötüdür, ama bu daha kötü bir duruma gelecek. E-posta ve dökümanlarda da aynı kolaylığı kullanmak için planlar vardır: e-posta’ların iki haftada kaybolması sonucu veya sadece bir şirketteki bilgisayarlarda okunabilen dökümanların olması gibi.

Riskli olduğuna inandığınız bir iş olduğunu ve patronunuzun yine de istediğini söyleyen bir e-mail aldığınızı düşünün. Bir ay sonra, sonuçlar felakete döndüğünde bu fikrin size ait olmadığını e-mail ile gösteremeyeceksiniz. Emirlerin kaybolan mürekkeple yazıldığı bir ortamda, “bir yerlere yazmak” sizi korumayacaktır.

Hayal edin, eğer siz, patronunuzdan, şirketinizin yıllık hesap kontrol dökümanlarını kağıt makinesinde kıymak, veya ülkeniz için tehlikeli bir tehdide izin vermek gibi yasadışı veya ahlakça yanlış olan bir politikayı belirten bir e-mail alıyorsunuz. Bugün siz, bir muhabire bunu yollayabilirsiniz, ve faaliyeti açığa vurabilirsiniz. “Treacherous computing” ile muhabir, dokümanı okuyamayacak; muhabirin bilgisayarı, ona uymayı reddedecek. “Treacherous computing”, bu yozlaşma ve bozulma için bir cennet hâline gelecek.

Microsoft Word gibi Word işlemcileri, kullanıcının dokümanlarını kaydettikleri zaman, hiçbir kelime işlemcisinin bu dökümanları okuyamamasından emin olmak için “treacherous computing”i kullanırlar. Biz bugün, Word dökümanlarını okuyacak özgür kelime işlemcilerini yapmak için zahmetli deneyler ile Word biçiminin sırlarını anlamaya uğraşırız. Eğer Word, “treacherous computing” kullanan dokümanları kaydederken şifreleme yaparsa, özgür yazılım toplumu, bu dokümanları okumak için yazılımı geliştirme şansına sahip olamayacak. Kaldı ki biz bunu yapabilsek bile, böyle programlar dijital Millennium telif hakkı kanunu (Digital Millennium Copyright Act) ile yasaklanabilir.

“Treacherous computing” kullanan programlar devamlı olarak, Internet’ten yeni otorite kurallarını indirecek ve otomatik olarak kullanıcıya o kuralları koyacaktır. Eğer Microsoft veya Amerikan hükümeti bir kullanıcının dokümanında yazılanları beğenmezse, bir başka bilgisayarın o dokümanı okumasını engellemek için yeni talimatlar verebilecektir. Her bilgisayar yeni talimatları indirdiği zaman bunlara uyacaktır. Yazdıklarınız tıpkı 1984-romanında olduğu gibi öncekileri de kapsayacak şekilde silinebilir. Hatta siz bile kendi yazdıklarınızı okuyamayaz hâle gelebilirsiniz.

Kullanıcı, “treacherous computing” yapan bir uygulamanın hangi kötü şeyleri yaptığını bulabileceğini, onların nasıl zorlayıcı olduğu üzerinde çalışabileceğini ve onları kabul edip etmemeye karar verebileceğini düşünebilir. Kabul etmek ileriyi göremeyerek akılsızca verilen bir karar olacaktır, ama asıl önemli nokta, kullanıcının bunları gördükten sonra hâlâ yerinde durmuyor olduğunu düşünmesidir. Kullanıcı programı kullanmaya bağımlı hâle geldiği andan itibaren, bu firmalar kullanıcının tuzağa yakalandığını bilirler; sonra, anlaşmayı değiştirebilirler. Bazı uygulamalar otomatik olarak bazı şeyleri farklı yapan program yükseltmelerini indirecek, ve program yükseltmeleri için kullanıcıya bir seçenek tanınmayacaktır.

Kullanıcı bugün, onu kullanmayarak şahsi yazılım ile sınırlanmaktan kaçınabilir. Eğer kullanıcı, GNU/Linux veya başka bir özgür işletim sistemini kullanırsa, ve, eğer kullanıcı, bu sistemlere şahsi uygulamaları yerleştirmekten kaçınırsa, kullanıcı bilgisayarının ne yaptığının sorumluluğunu alabilir. Eğer özgür bir programın, kötü amaçlı bir özelliği varsa, diğer geliştiriciler, bu özelliği düzeltirler ve kullanıcı düzeltilen uyarlamayı kullanabilir. Kullanıcı, ayrıca özgür olmayan işletim sistemlerinde özgür uygulama programlarını ve araçlarını kullanabilir; bu, kullanıcıya özgürlüğü tam olarak sunmak konusunda eksiktir, ama birçok kullanıcı bunu yapar.

“Treacherous computing” özgür işletim sistemleri ve özgür uygulamaların varlığını risk altına koyar, çünkü kullanıcı, bütünüyle onları çalıştıramayabilir. “Treacherous computing”in bazı uyarlamaları, özel bir şirket tarafından özellikle kontrol altında tutulması için belli bir işletim sistemini gerektirir. Özgür işletim sistemlerine yüklenemez. “Treacherous computing”in bazı uyarlamaları ise, işletim sistemi geliştiricisi tarafından her programın ayrı ayrı kontrol edilmesini gerektirir. Kullanıcı, böyle bir sistemde özgür uygulamaları çalıştıramaz. Eğer kullanıcı bunun nasıl olduğunu anlayıp, birisine anlatırsa, bu bir suç olabilir.

Şimdiden, bütün bilgisayarların “treacherous computing”i desteklemesini gerektirecek ve eski bilgisayarların internete bağlanmasını yasaklayacak Amerikan yasalarını hayata geçirmek için teklifler bulunuyor. CBDTPA (Biz ona “Tüket ama programlamayı deneme (Consume But Don’t Try Programming Act)” diyoruz), bunlardan biridir. Onlar yasal olarak, “treacherous computing”i kullanması için kullanıcıyı zorlamasa da, bunu kabul etmesi için çok büyük baskı uygularlar. İnsanlar bugünlerde birkaç tür probleme sebep olmasına rağmen iletişim için çoğunlukla Word biçimini kullanıyorlar. (Bakınız: “We Can Put an End to Word Attachments“) “Treacherous computing” yapan bir makine, sadece en son Word dokümanlarını okuyabilirse, birçok insan durumu sadece bireysel görüp (onu al, veya bırak) kendilerininkini bununla değiştirebilirler. “Treacherous computing”e, kullanıcılar olarak biz hep beraber karşı çıkmalıyız, ve kolektif bir şekilde bu durumla yüzleşmeliyiz.

“Treacherous computing” hakkında daha fazla bilgi için: http://www.cl.cam.ac.uk/users/rja14/tcpa-faq.html

“Treacherous computing”i engellemek için yapılacak düzenleme birçok vatandaşın katılımını gerektiriyor. Kullanıcılar olarak sizin yardımınıza ihtiyacımız var! Electronic Frontier Foundation ve Public Knowledge “treacherous computing”e karşı kampanya düzenliyor, ve bu amaca yönelik FSF’nin sponsor olduğu “Digital Speech Project” (Dijital Tartışma Projesi) yürütülüyor. Lütfen bu web sitelerini ziyaret edin, böylece yapılan işleri desteklemek için bu sitelere kaydolabilirsiniz.

Ayrıca, halka açık konular için Intel, IBM, HP Compaq ofislerine yazarak yardım edebilir, veya bilgisayarı satın aldığınız yerlere “trusted computing sistemlerinden satın almak için baskı altında olmak istemediğinizi açıklayabilir, bundan dolayı, herhangi bir şekilde bu sistemlerin üretilmesini istemeyebilirsiniz. Bunlar, yanlışlardan geri dönülmesi için tüketici gücünü oluşturabilir. Eğer bunu yaparsanız, lütfen yazdığınız mektupların kopyalarını, yukarıdaki kuruluşlara yollayınız.

Dipnot

1. GNU projesi,GNU Gizlilik Denetimi’ni (GNU Privacy Guard) dağıtır, genel-anahtar şifreleme ve dijital imzaları uygulayabilen program, güvenli ve özel e-postaları yollamak için kullanılır. GPG’nin “treacherous computing”den nasıl ayrıldığını keşfetmek, ve birini tehlikeli yapan şeylerin diğerini yardımsever yaptığını görmek işe yarayabilecek bir bilgidir.

Herhangi biri, size şifrelenen bir dokümanı yollamak için GPG’yi kullandığı zaman, ve siz, onu çözmesi için GPG’i kullandığınız zaman, sonuç, sizin, okuyabildiğiniz, iletebildiğiniz, kopyalayabildiğiniz, ve hatta başka birisine güvenle tekrar yollamak için şifreleyebildiğiniz şifrelenmemiş bir dokümandır. “Treacherous computing” yapan bir uygulama, ekrandaki sözcükleri okumanız için size izin verecektir, ama diğer yollarda kullanabileceğiniz şifrelenmemiş bir dokümanı üretmenize izin vermeyecektir. Özgür bir yazılım paketi olan GPG, güvenli özellikleri kullanıcılara uygun hale getirir; kullanıcılar da bunu kullanır. “Treacherous computing” ise, kullanıcılara kısıtlamalar koymak için tasarlanır; sistem bu kısıtlamaları kullanır.
2. “Treacherous computing” in destekçileri, söylemlerini bu sistemin yararlı kullanımlarına odaklarlar. Onların dedikleri çoğunlukla doğru, ama önemli değildir. Birçok donanım gibi, “treacherous computing” donanımı, zararlı olmayan amaçlar için kullanılabilir. Ama bu kullanımlar, “treacherous computing” olmadan diğer yollardan da yerine getirilebilir. “Treacherous computing”in yaptığı başlıca fark, kullanıcılar için yaptığı kötü sonuçtur: kullanıcıya karşı çalışmak için kullanıcının bilgisayarını donatmak bunun en önemli örneğidir.

Onların dedikleri doğrudur, ve benim dediklerim de doğru. Hepsini bir araya getirin ve siz ne elde ediyorsunuz? Neleri kaybedeceğimizden uzak küçük faydalar önümüze süren “treacherous computing”, bizim özgürlüğümüzü almak için bir plandır.
3. Microsoft, virüslere karşı koruyan bir güvenlik ölçümü için Palladium’u sunar, ama virüslere karşı koruyacağı talebi açıkça yanlıştır. Microsoft tarafından 2002 Ekim’de yapılan bir sunum gösteriyor ki, Palladium’un özelliklerinden biri, mevcut işletim sistemleri ve uygulamalarının çalışmaya devam edecek olması; bu yüzden, virüsler bugün yapabildiği bütün şeyleri yapabilmeye devam edecektir.

Microsoft, Palladium’la alakalı olarak “Güvenlik”ten konuştuğu zaman, doğal olarak bizim o sözcük ile ifade ettiklerimizi ifade etmez: kullanıcının istemediği şeylerden makinesini korumak bizim güvenlik anlayışımızdır. Onlar, başkalarının istemediği şekilde makinenizdeki verilere erişmenizi engellemeyi güvenlik sayarlar. Sunumdaki bir slayt, palladiumun, korumak için kullanılabileceği birkaç örnek listeledi, “Üçüncü şahıs sırları” ve “Kullanıcı sırları”nı kapsayan bu sunumda “Kullanıcı sırları”nı tırnak işareti ile belirterek palladiumun bu bağlamda bir gülünçlük yaptığı sonucunu akıllara getirdi.

Bizlerin güvenlik tanımı içerisinde kullandığımız saldırı (attack), kötü amaçlı kod (malicious code), yanıltmak (spoofing), güvenilen (trusted) gibi terimleri sunum sık sık kullandı. Ancak bunların hiçbiri, normal anlamını ifade etmiyordu. Saldırı (attack), birinin size zarar verecek şekilde çalışmasını değil, müzik kopyalamayı deneyenleri ifade ediyordu. Kötü amaçlı kod (malicious code), makinenize konan kısıtlayıcıları kaldırmak için tarafınızdan geliştirilen kodları ifade ediyordu. Yanıltma (spoofing), birisinin sizi kandırmasını ifade edeceğine, palladium’u kandırırken sizi ifade etmekteydi. Ve bu böyle sürüp gidiyor.
4. Palladium geliştiricileri tarafından önceden yapılan bir açıklamada, temel öncülün, onu her kim geliştirdiyse veya bilgileri topladıysa, sizin, onu nasıl kullandığınızın toplam kontrolüne bu kişinin sahip olması gerektiği belirtilmiştir. Bu, etiğin ve yasal sistemin eski günlere dönmesine neden olacak bir devrimi simgeler ve kontrolde benzersiz bir sistem yaratacaktır. Bu sistemlerin problemlerinin hiçbiri, yanlışlıkla yapılmış değildir; bunlar, temel amaçtan doğan sonuçlardır. Bizim amacımız da bunu geriye çevirmektir.

Bu makale ,”Free Software, Free Society: The Selected Essays of Richard M. Stallman” (“Özgür Yazılım, Özgür Toplum: Richard M. Stallman’ın Seçilmiş Denemeleri”)’dan alınarak yayınlanmıştır.

cagataycebi.com

0

Chakra GNU/Linux 2012.02

Arch tabanlı bir masaüstü dağıtımı olan Chakra GNU/Linux’un 2012.02 sürümü, Anke Boersma tarafından duyuruldu. Chakra ekibi olarak “Archimedes” kod adlı sürümü duyurmaktan gurur duyduklarını söyleyen Boersma; sistemin 3.2.2 Linux çekirdeği üzerine yapılandırıldığını ve kullanıcıların KDE masaüstü ortamının en son sürümü 4.8.0’ı kullanma ayrıcalığını yaşayacağını sözlerine ekledi. Qt, boost, Subversion, Phonon, libxcb dahil çeşitli paketlerin güncellenmiş bulunduğunu söyleyen Boersma; Chakra’nın artık hem CD hem de DVD kalıplarıyla geldiğini ifade etti. CD versiyonunun minimal bir KDE ortamı olduğunu belirten Boersma; DVD versiyonunun tüm dil paketleri, standart KDE uygulamalarının çoğu, LibreOffice 3.4.5, Amarok vb. içerdiğini söyledi. Chakra GNU/Linux 2012.02 hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için sürüm duyurusunu inceleyebilirsiniz.
Continue Reading →

Chakra GNU/Linux 2012.02 edinmek için aşağıdaki linklerden yararlanabilirsiniz.

0

Parsix GNU/Linux 3.7r2

İlk güncellemesi 9 Ekim 2011 tarihinde duyurulan Debian tabanlı bir masaüstü dağıtımı olan Parsix GNU/Linux’un “Raul” kod adlı 3.7 sürümünün ikinci güncellemesi ve live DVD’si,  Alan Baghumian tarafından duyuruldu. Bunun “Raul” kod adlı 3.7 sürümünün ikinci ve muhtemelen de son güncellemesi olduğunu belirten Baghumian; 2.6.37.6 Linux çekirdeği üzerine yapılandırılan ve GNOME 2.32.1 masaüstü ortamı, varsayılan önyükleyici olarak GRUB 2, varsayılan dosya sistemi olarak ext4 tercih edilen sistemde; 10 Şubat 2012 tarihi itibariyle tüm güvenlik güncellemelerinin ve hata düzeltmesi sonrasında yayımlanmış  güncellemelerin yer aldığını söyledi. Yayımladıkları ilk sürümden bu yana yedi yıl geçtiğini, buna inanmanın zor olduğunu söyleyen Baghumian; uzun bir yol kat’ettiklerini, mümkün olduğunca topluluğa hizmet edebilmeyi umduklarını ifade etti. Baghumian; yakında GNOME 3.x serisi üzerinde çalışmaya başlayacaklarını söyledi. NetworkManager 0.8.1, X.Org 7.5, GNU Iceweasel 10.0, GParted 0.8.1, Empathy 2.30.3, OpenOffice.org 3.2.1, Compiz-Fusion 0.8.4, VirtualBox-OSE 4.0.4, Chromium Browser 13.0.782.220 gibi paketlerle gelen Parsix GNU/Linux 3.7r2 hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak için sürüm duyurusunu ve sürüm notlarını inceleyebilirsiniz.
Continue Reading →

Parsix GNU/Linux 3.7r2 edinmek için aşağıdaki linklerden yararlanabilirsiniz.

0

Pear OS 4.0 Beta 1

Ubuntu 12.04 Alfa tabanlı Mac OS X görünümlü bir masaüstü dağıtımı olan Pear OS’un 4.0 sürümünün birinci betası, David Tavares tarafından duyuruldu. 3.2.0 Linux çekirdeği üzerine yapılandırılan ve GNOME 3.3 masaüstü ortamıyla gelen sistem; GTK+ 3.3.14, glibc 2.15-pre6, Firefox ile Thunderbird 11.0b1, LibreOffice 3.5-beta2 ve Mesa 8.0rc2 gibi güncel paketler içeriyor. “Comice OS” diye de adlandırılan bu sürüme ait kalıpların indirilmeye hazır olduğunu söyleyen Tavares; belirlenen pek çok hatanın giderilmiş olduğunu ifade etti. Tavares giderilen temel hataların önyükleme (GRUB), sürücü yöneticisi, yükleme sonunda ortaya çıkan bir hata, bazı yapılandırma dosyaları ve sources.list ile ilgili olduğunu belirtti. Pear OS 4.0 Beta 1 hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için sürüm duyurusunu ve özellikler sayfasını inceleyebilirsiniz.
Continue Reading →

Pear OS 4.0 Beta 1 edinmek için aşağıdaki linkten yararlanabilirsiniz.

 

0

AV Linux 5.0.3

Debian GNU/Linux tabanlı, multimedya odaklı ve düşük gecikmeli ses performansı için etkin özel bir çekirdek ile gelen AV Linux’un 5.0.3 sürümü, Glen MacArthur tarafından duyuruldu. Kod adı “Tube” olan AV Linux 5.0.3’ün indirilmek üzere hazır olduğunu söyleyen MacArthur; sürümün, 5.0.2 için bazı önemli geliştirmeler ve iyileştirmeler içerdiğini sözlerine ekledi. 5.0.3’ün 5.0 serisinin son güncellemesi olacağını söyleyen MacArthur; sistemin 3.0.16 Trulan Martin çekirdeği üzerine yapılandırıldığını, gThumb’ın GPicview ile yer değiştirdiğini, gcc 4.6.0, Iceweasel 9.0.1, Libreoffice 3.4.4 gibi paketlerin sistemle birlikte geldiğini ifade etti. AV Linux 5.0.3 hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için sürüm duyurusunu inceleyebilirsiniz. AV Linux 5.0.3’ün özellikleri hakkında fikir edinmek için neler yeni videolarını izleyebilirsiniz.
Continue Reading →

AV Linux 5.0.3 edinmek için aşağıdaki linkten yararlanabilirsiniz.

0

Açık kaynak, neden özgür değil?

Richard Stallman GNU‘yu kurarak Özgür Yazılımı başlatan kişi olmuştur. Özgür yazılım felsefesinin gelişmesiyle birlikte farklı farklı konseptler ve lisanslar ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de “Açık Yazılım” kavramıdır. Farkedilmeden yapılan genel bir hata, açık yazılımla özgür yazılım felsefesinin birbirine karıştırılmasıdır. Bu terimler birbirine yakın olmakla birlikte, aynı kapıya çıkmaz. Richard Stallman tarafından kaleme alınan “Why ‘Open Source’ misses the point of Free Software” (“‘Açık Kaynak’ neden Özgür Yazılım noktasını kaçırıyor?”) isimli makale açık yazılımın, özgür yazılım olması gerekmediğini gösteren bir eleştiridir. Yazıyı dilimize kazandırdığı için Duygu DEMİRBAŞ‘a teşekkürler…

Continue Reading →

‘Açık Kaynak’ neden özgürlük noktasını kaçırıyor?

Yazılımı “özgür” olarak adlandırdığımızda, kullanıcının kendi temel özgürlüğüyle ilgili oldugunu ifade ediyoruz: onu çalıştırmak için, onunla çalışmak ve geliştirmek için ve onu değişiklikleri veya eski haliyle yeniden dağıtmak için özgürlük. Bu bir özgürlük meselesidir, fiyat değil. Bu yüzden “bedava bira” olarak değil “konuşma özgürlüğü” gibi düşünmelisiniz.

Bu özgürlükler gerçekten çok önemlidir ve çok yararlıdır sadece kullanıcıların hatrı için değil, çünkü bu onları sosyal dayanışmaya teşvik eder bu paylaşma ve iş birliğidir. Dijital ses, fotoğraf ve kelimelerden oluşan bir dünyada, özgür yazılım, özgürlüğü genel anlamda eşitlemeye geliyor.

Dünyadaki on milyonlarca insan şuanda özgür yazılımı kullanıyor; Hindistan’daki okullar ve İspanya şu anda tüm öğrencilerine ücretsiz GNU/Linux işletim sistemini kullanmayı öğretiyor. Fakat bu kullanıcıların çoğu bu sistemi ve özgür yazılım topluluğunu hangi sebeplerle geliştirdiğimizi hiç duymadı. Çünkü bugüne kadar bu sistem, bu topluluk daha çok “açık kaynak” diye tanıtıldı ve bu özgürlüklerden güçlükle bahsedilecek farklı bir felsefeyle olaya bakılmasına sebep oldu.

Özgür yazılım hareketi 1983’den beri bilgisayar kullanıcıları için bir seferberlik başlatmıştır. 1984’de ücretsiz işletim sistemi GNU’yu ortaya koyduk böylece kullanıcıların özgürlüğünü reddeden ücretli işletim sistemlerinden uzak durduk. 80’li yıllar boyunca bilindiği gibi bir sistemin en faydalı bileşenlerinden GNU Genel Kamu Lisansı’nı geliştirdik. Bu lisans belirli bir şekilde tüm kullanıcıların özgürlüğünü korumak için dizayn edildi.

Fakat, özgür yazılımın tüm kullanıcı ve geliştiricileri özgür yazılım hareketinin amaçlarıyla aynı fikirde değildi. 1998’de özgür yazılım topluluğunun bir kısmı bölündü ve “açık kod” adıyla yeni bir topluluk oluşturdu. Süreç aslında olası bir ‘özgür yazılım’ teriminin yanlış anlaşılmasından uzak durmayı arz ediyordu. Ama sonraları özgür yazılım hareketinden tamamen farklı bir felsefi bakış ile ilişkililendirildi.

Bazı “açık kaynak” yanlıları, yanlış veya doğru duymaktan hoşlanmayacakları fikirlerden uzak durup, bu durumu “özgür yazılım için pazarlama kampanyası” diye nitelendirdiler. İşletme yöneticilerine konunun pratik yanlarını göstermek için iyi bir yöntem olarak değerlendirdiler. Diğer açık kaynak yanlıları, açıkça özgür yazılım hareketinin etik ve sosyal değerlerini reddettiler. “Açık kaynak” topluluğunu oluştururken bu değerlerin hiçbirinden bahsetmediler ve hiçbirini savunmadılar.”Açık kaynak” terimi birdenbire güçlü güvenilir yazılım yapmak gibi pratik değerlerden bahsetme alıştırması olarak ilişkilendirildi. “Açık kaynak” destekleyenlerin büyük çoğunluğu bu pratik kavramlara geldi ve onların açık kaynaktan anladığı buydu.

Neredeyse bütün açık kaynak yazılımlar özgür yazılımdır; terimlerin ikisi de yazılımın hemen hemen aynı kategoride olduğunu gösterir. Fakat temelde farklı değerler üzerine kurulu bakış açıları söz konusudur. Açık kaynak bir geliştirme yöntemi, özgür yazılım ise sosyal bir harekettir. Özgür yazılım hareketi için özgür yazılım bir etik gereksinimdir; çünkü sadece özgür yazılım kullanıcıları özgürlüğüne saygılıdır. Buna zıt olarak açık kaynak felsefesi bir yazılımın nasıl daha iyi yapılacagını sadece pratik bir anlamda düşünür. Bu ücretsiz olmayan yazılımın vasatın altında bir çözüm oldugunu söyler. Özgür yazılım hareketi için ücretli yazılım sosyal bir problemdir ve özgür yazılım hareketi çözümdür.

Özgür yazılım… Açık kaynak… Eğer yazılım aynıysa, nasıl adlandırdığımızın önemi var mı? Evet var. Çünkü farklı sözcükler farklı anlamlar taşır. Herhangi bir isimdeki ücretsiz bir program bugün size aynı özgürlüğü sağlarken, özgürlüğü sağlam bir yolla kurmak için özgürlüğün değerinin insanlara öğretilmesi gerekir. Eğer buna yardımcı olmak istiyorsanız, “özgür yazılım” hakkında konuşmak önemlidir.

Biz özgür yazılımı savunan insanlar açık kaynağı bir düşman olarak görmüyoruz; düşman patentli (özgür olmayan) yazılımdır. Fakat insanlara bizim özgürlük için var olduğumuzu anlatmak istiyoruz; bu yüzden açık kaynak kodu destekleyicisi olarak yanlış tanımlamaları kabul etmiyoruz.

“Özgür yazılım” ve “açık kaynak” ile ilgili genel yanlış anlamalar

“Özgür yazılım” teriminde yanlış yorumlamayla ilgili bir problem var: kasıtsız bir anlam, “yazılımı sıfır ücretle alabilirsiniz” bu anlam tamamen “kullanıcıya tam özgürlük veren yazalım”a uyuyor. Biz bu probleme özgür yazılımın tanımını yaparken “bedava bira” gibi değil “konuşma özgürlüğü” olarak düşünmelisiniz diyerek seslendik. Bu mükemmel bir çözüm sayılmaz, bu problemi tamamen ortadan kaldıramaya da yetmiyor. Başka problemleri sebep olmayacak açıkça belirtilmiş doğru bir terim daha iyi olabilirdi.

Maalesef, İngilzce’de tüm alternatiflerin kendi içinde problemleri var. İnsanların önerdiği birçok alternatife baktık fakat hiçbiri geçiş yapmamıza değecek olacak kadar anlaşılır değildi. ‘Özgür yazılım’ yerine önerilmiş bütün isimlerin bazı semantik problemleri vardı -buna “açık kaynak yazılım” da dâhil.

Open Source Initiative tarafından basılmış ve burada bahsetmemizin çok uzun olacağı Açık kaynak yazılım’ın resmi tanımı, dolaylı olarak bizim özgür yazılım için olan kriterlerimizden türetildi. Bizim kriterlerimizle aynı değildi, bazı yönlerden daha gevşekti ve bu yüzden açık kaynak destekleyicileri bizim kabul edilemez sınırlayıcılıkta oldugunu düşündüğümüz bazı lisansları kabul ettiler. Herşeye rağmen, pratikte bizim tanımımıza oldukça yakınlardı.

Bir çok insan tarafından açık kaynak yazılımın ilk akla gelen anlamı “kaynak koduna bakabilirsiniz” şeklinde algılandı. Bu özgür yazılımdan ve açık kaynak yazılımın resmi tanımından daha güçsüz bir kriterdi. Bu davranış, ne özgür, ne de açık olan bir çok programı da içeriyordu.

İlk akla gelen anlamına karşın, “açık kaynak” onu savunanların kastettiğini ifade etmiyor. Ve sonuçta bir çok insanın terimi yanlış anladı. Neal Stephenson’un “açık kaynak”ı nasıl tanımladıgına bakalım:

Linux açık kaynaktır. Basitçe ifade edersek, dileyen herkes kaynak kodunun bir kopyasını alabilir.

Onun “resmi” tanımı temkinli bir şekilde reddetmek veya tartışmak için araştırdığını sanmıyorum. İngiliz dilindeki basit anlamlara başvurduğuna inanıyorum. Kansas eyaleti buna benzer bir tanım yaptı:

Açık kaynak yazılım (OSS) kullanmak. OSS, kaynak kodunun serbest ve halka açık olduğu, bu kodla neler yapmaya izinli olundugu özel bir lisans anlaşmasına göre değişen bir yazılımdır.

Bu resmi tanımıyla açık kaynak insanlarla anlaşma yapmayı deniyordu. Fakat bu düzeltici yaklaşım onlar için bize oldugundan daha az etkileyiciydi. “Özgür yazılım” teriminin iki doğal anlamı vardır birisi plânlanan anlamıdır böylece “bedava bira” olarak değil “konuşma özgürlüğü”nü anlayan insan bunu bir daha yanlış anlamayacak. Fakat “açık kaynak”ın sadece bir doğal anlamı var ve bu da onu destekleyenlerin kastetmediği anlam. Böylece bunu daha az ve öz bir anlatmanın ve resmi tanımı haklı çıkarmanın başka bir yolu yoktur. Bu daha beter kafa karışıklığı yapıyor.

Farklılıklar benzer sonuçlar doğurabilir… Fakat her zaman değil.

1960’lı yıllarda radikal gruplar zıt kutuplara bölünmekte konusunda bir üne sahipti: Bazı gruplar strateji detaylarındaki bazı anlaşmazlıklar yüzünden bölündü ve iki kardeş grup birbirlerini farklı amaç ve değer taşıyan iki zıt grup gibi tehdit etmeye başladı. Sağ kanat bunun daha fazlasını yaptı ve bunu bütün sol görüşü eleştirmek için kullandı.

Bazıları açık kaynakla olan anlaşmazlıklarımızı bu radikal grupların anlaşmazlıklarına benzeterek özgür yazılım hareketini küçümsemeye çalışıyor. Bu onların geçmişinde de var. Biz açık kaynak ile bazı basit amaç ve değerlerde uyuşmuyoruz, fakat onların ve bizim bakış açımız bir çok durumda özgür yazılım geliştirmek gibi yakın pratik davranışlara yol açıyor.

Sonuç olarak açık kaynak taraftarı ve özgür yazılım kısmında olanlar sık sık birlikte yazılım geliştirmek gibi aynı projelerde çalışıyorlar. Böyle farklı bakışların farklı insanları sık sık aynı projelerde çalışmaya motive etmesi az rastlanır bir durum. Buna rağmen kavramlara bakış açıları hâyli farklı ve kimi durumlarda tamamen farklı eylemlere neden olan durumlar yaratıyor.

Açık kaynak fikri kullanıcılara yazlımı değiştirme ve yeniden dağıtma izni veren ve onu daha güçlü ve güvenli yapan bir fikirdir. Ama bu garanti değildir. Özel yazılım geliştiricilerinin mutlaka yetersiz ürün sunması gerekmez. Kullanıcının özgürlüğüne saygı duymamalarına rağmen bazen güçlü ve güvenli bir program üretiyorlar. Özgür yazılım eylemcileri ve açık yazılım tutkunları buna nasıl tepki verecekler?

Tam bir açık kaynak tutkunu, özgür yazılımının ideallerinden etkileyenmeyen birisi “Bizim geliştirme modelimizi kullanmadan böyle güzel çalışan programı yapabileceğinize şaşırdım, ama yaptınız. Bunun bir kopyasını nasıl alabilirim?” diyecektir. Bu davranış bizi özgürlüğümüzden uzaklaştıran projeyi ödüllendirecek, özgürlüğün kaybına yol açacaktır.

Özgür yazılım eylemcisi “Programınız çok etkileyici fakat özgürlüğümden taviz verecek kadar değil. Bu yüzden onsuz yapmak zorundayım. Yazılımınızın özgür alternatifini geliştirecek bir projeyi destekleyeceğim.” Eğer özgürlüğümüze değer veriyorsak onu korumak ve kollamak için harekete geçmeliyiz.

Güçlü, güvenilir yazılım kötü olabilir

Bizim güçlü ve güvenli yazılımdan anladığımız, onun kullanıcıya hizmet etmesidir. Eğer güçlü ve güvenilir diyebiliyorsak, kullanıcıya iyi bir hizmet sunuyor demektir.

Fakat sadece kullanıcı özgürlüğüne saygı duyan yazılımlar, iyi hizmet sunar. Peki ya yazılım kullanıcılara zincir vurmak için tasarlandıysa? O hâlde güçlü yazılım zincirlerin daha kısıtlayıcı olduğu, güvenilirliğinse zincirleri kaldırmanın daha zor olduğu anlamına gelir. Zararlı yazılım özellikleri, kullanıcılara casusluk etmek, kullanıcıyı kısıtlamak, el altından ve yükseltmeleri hile ile yapmak gibi kötü niyetli özellikler özel yazılımda yaygındır ve bazı açık kaynakçılar da aynı biçimde olmasını istemektedir.

Film ve plak şirketlerinin baskısı altında bireysel kullanıcılara yönelik yazılımlar özellikle kısıtlayıcı şekilde dizayn ediliyor. Bu kötü niyetli özellikler DRM veya Digital Restrictions Management (bkz.: DefectiveByDesign.org) olarak bilinir. Ve bu özgür yazılımın sunmaya çalıştığı özgürlük ruhuna karşı antitezdir. Sadece ruhuna değil: DRM’in amacı sizin özgürlüğünüzü ayaklar altında çiğnemek olduğundan, DRM geliştiricileri DRM yazılımını değiştirmenizi daha zor, olanaksız ve hatta kanuna aykırı yapmaya çalışır.

Bazı açık kaynak destekleyicileri “açık kaynak DRM” yazılımını önerdiler. Bunun arkasındaki düşünceleri, kaynak kodu açık hâle getirerek şifrelenmiş medyaya ulaşmanızı kısıtlayacak ve başklarının kaynak kodda değişiklik yapmasına olanak vererek sizin gibi kullanıcılar için çok daha güvenilir ve güçlü kısıtlama yazılımları üreteceklerdir. Sonra değiştirmeye izinli olmadığınız aygıtlarla bu kısıtlama size sunulacaktır.

Bu yazılım belki “açık kaynak” olabilir ve açık kaynak geliştirici modelini kullanmış da olabilir. Fakat kullanıcının özgürlüğünü kısıtladığı andan itibaren özgür yazılım değildir. Eğer açık kaynak geliştirme modeli, sizi kısıtlamak için daha güçlü ve güvenilir yazılımlar yapacaksa bu onu daha kötü yapar.

Özgürlüğün Korkusu

Açık kaynak yazılımın temel güdüsü, özgür yazılımın etik fikirlerinin bazı insanları tedirgin etmesinden kaynaklanıyor. Bu doğru; rahat bir şekilde özgürlük hakkında konuşmak, etik hatalardan bahsetmek, sorumluluklardan söz etmek insanlara davranışlarının etik olup olmadığı gibi göz ardı etmek istedikleri bazı soruları yöneltmek… Bu rahatsızlığı tetikleyebilir ve bazı insanlar kolayca kendilerini bu fikirlere kapayabilir. Bu durum, bizim bunları konuşmayı bırakmamız gerektiğini göstermez.

Ancak açık kaynak liderlerinin yapmaya karar verdiği şey bu. Etik ve özgürlükler hakkındaki sessizliklerini koruyarak ve özgür yazılımın sadece pratik yararlarından bahsederek, yazılımı daha etkileyici bir biçimde kullanıcılara ve işletmelere “satabileceklerini” keşfettiler.

Bu yaklaşım kendi açısından bakıldığında, verimli olduğunu kanıtladı. Açık yazılım hitabeti, birçok işletmeyi ve kullanıcıyı açık yazılım kullanmaya ve hatta “özgür yazılım” geliştirmeye ikna etti. Bu durum, bizim topluluğumuzu da genişletti fakat sadece yüzeylsel-pratik seviyede. Pratik değerler üzerine kurulmuş açık kaynak felsefesi özgür yazılımın derinlemesine anlaşılmasına mani oluyor; bizim topluluğumuza bir çok insan getiriyor fakat onlara bunu savunmayı öğretmiyor. Bu hâyli iyi ancak özgürlüğün güvence altına alınması için yeterli değil. Özgür yazılıma heyecan duyan kullanıcılar onları kendi özgürlüklerinin savunucusu olma yoluna katıyor.

Er ya da geç bu kullanıcılar bazı pratik avantajlar için tekrar özel (lisanslı) yazılıma dönmek için davet edilecekler. Sayısız firma bu gibi teklifler önerecek, bazıları bedava kopyaları sunacak. Neden kullanıcılar reddetsin? Bu sadece özgür yazılımın onlara verdiği özgürlük değerini öğrendilerse, özgür yazılımın teknik ve pratikliğinden çok özgürlüğe değer verdikleri için olacaktır. Bu fikri yaymak için özgürlükten konuşmak zorundayız. “Sessizliği koruma” yaklaşımı iş dünyası için yararlı olabilir fakat özgürlük aşkı acayiplik gibi göründüğünde tehlikeli olabilir.

Bu tehlikeli durum tam olarak bizim sahip oldugumuz şeydir. Genellikle özgür yazılımı destekleyen bir çok insan iş dünyasında “kabul edilebilir” olmak için özgürlükten az bahseder. Yazılım distribütörleri özellikle bu yolu izler. Neredeyse bütün GNU/Linux işletim sistemi dağıtımcıları, lisanslı paketleri temel özgür sisteme eklerler. Böylece özgür yazılımdan bir adım geride kalacak kullanıcıları, bunu bir avantaj olarak düşünmeye çağırırlar.

Özel eklemeli yazılım bulunduran ve kısmen özgür GNU/Linux dağıtımları geniş alan bulurlar; çünkü topluluğumuzun çoğu kendi yazılımlarında ısrar etmez. Bu tesadüf değil. Birçok GNU/Linux kullanıcısı, özgürlüğün amaç olduğu bir sistemle tanıştırılmadı, onlara bu sistem “açık kaynak” olarak söylendi. Özgürlüğü desteklemeyen ve özgürlükten konuşmayan uygulamalar elden ele geçti ve birbirinin değerini artırdı. Bununla baş etmek için özgürlükten daha çok konuşmalıyız, daha az değil.

Sonuç

Açık kaynak taraftarları insanları bizim topluluğa sürüklediği zaman, biz özgür yazılım için çaba sarfedenler yeni kullanıcıların dikkatini özgürlükteki hatalara çekmek için daha çok çalışmalıyız. Olabileceğinden daha çok ve daha yüksek sesle şunu söylemek zorundayız: “Bu özgür yazılımdır ve size özgürlük verir!”. “Açık kaynak “yerine “özgür yazılım” dediğiniz her an bizim kampanyamıza yardımcı olacaksınız.

Çevirmen Notu

Yazıya konu olan free kelimesi, İngilizce’de özgür, ücretsiz, serbest anlamlarına gelmektedir. Türkçe’de Özgür Yazılım kavramı tek bir kapıya çıkarken, free kelimesinin birden çok karşılığı olması İngilizce’de problemler yaratmakta ve Özgür Yazılım yerine Ücretsiz Yazılım gibi yanlış anlamlara neden olmaktadır. Richard Stallman’ın Özgür Yazılımı bedava bira (free beer) olarak değil, konuşma özgürlüğü (free speech) şeklinde düşünün demesi bundan kaynaklanmaktadır.

cagataycebi.com

0

CrunchBang Linux 10 R20120207

Philip Newborough, kod adı “Statler” olan CrunchBang Linux 10’un güncelleme sürümünü duyurdu. Debian GNU/Linux tabanlı bir dağıtım olan CrunchBang Linux, hafif özelliklere sahip pencere yöneticisi Openbox ile geliyor. CrunchBang Linux 10 R20120207 kalıplarının indirilmeye hazır olduğunu söyleyen Newborough; bu kalıpların, son sürümden bu yana bazı önemli değişiklikler içerdiğini sözlerine ekledi. Bu sürümde, kalıpların “stable” ve “backported” olarak iki biçimde düzenlendiğini vurgulayan Newborough; “stable” olanların Debian’ın kararlı sürüm kerneli 2.6.32 ve X.org 7.5, “backported” olanların ise Linux 3.2 ve X.org 7.6 ile geldiğini ifade etti. Ayrıca, “backported” olanların Debian backport depolarıyla senkronize edildiğini söyledi. Her iki versiyon da Iceweasel 10 ve Geany 0.20 içeriyor. CrunchBang Linux 10 R20120207 hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için forum iletisini inceleyebilirsiniz.
Continue Reading →

CrunchBang Linux 10 R20120207 edinmek için aşağıdaki linkten yararlanalabilirsiniz.

 

0