Archive | GNU/Linux İpuçları

Özgür (Free) Ne Demektir?

Şubat 1998’de bir grup “Özgür Yazılım” terimini “Açık Kaynak Kodlu Yazılım” terimi ile değiştirmek için harekete geçti. Aşağıdaki tartışmada açıklanacağı gibi bu iki terim esasında aynı şeyi tarif eder. İngilizce konuşan ve Özgür Yazılım kavramına yeni pek çok insan, “özgür yazılım (free software)” içindeki “özgür” (free) kelimesinin bekledikleri şekilde kullanılmaması yüzünden şüpheye düşerler. Onlara göre “özgür” “bedava” anlamına gelir. Bir İngilizce sözlük “free” kelimesi için yirmiye yakın anlam sıralar. Bunlardan sadece bir tanesi “bedava”dır. Geri kalanları özgürlük ve sınırlamaların olmaması kavramlarına atıfta bulunur. Biz “Özgür Yazılım (Free Software)”dan bahsettiğimiz zaman özgürlüğü (freedom) kastederiz, fiyatı değil.

Continue Reading →

Sadece kullanmak için para ödemenizin gerekmediği anlamıyla “özgür” yazılım çoğunlukla hiç de “özgür” değildir. Böyle bir yazılımı başkalarına vermeniz yasaklanmış olabilir ve onu geliştirmeniz neredeyse kesinlikle engellenmiştir. Bedelsiz olarak lisanslanan bir yazılım genellikle pazarlama kampanyasında ilgili bir başka ürünün tanıtımı için veya daha ufak bir rekabetçiyi bertaraf etmek için kullanılan bir silahtır ve sürekli bedelsiz kalacağına ilişkin hiç bir garanti yoktur.

Gerçek özgür yazılım her zaman özgürdür. Kamuya açık (lisanssız) hale getirilen yazılım ise birileri tarafından alınarak özgür olmayan yazılımlarda kullanılabilir. Böylelikle yapılan herhangi bir geliştirme kamusal alanın dışında kalacaktır. Özgür kalması için bir yazılım telif hakkı ve lisans taşımalıdır.

Konuya yabancı insanlar için bir yazılım ya özgürdür ya da değildir. Gerçek hayat bundan çok daha karmaşık durumları içerir. İnsanların özgür yazılımdan bahsederken neleri kastettiklerini anlamak için yazılım lisanslarının dünyasında kısa bir gezinti yapmalıyız.

Telif hakları belirli tipte eserlerin yaratıcılarının haklarını korumayı sağlayan bir yöntem sunar. Pek çok ülkede yazdığınız yazılım otomatik olarak telif hakkı taşır. Bir lisans, diğerlerinin yazarın eserini (bu durumda yazılım) onun kabul ettiği şekilde kullanmasına olanak tanır. Bir yazılımın ne şekillerde kullanılabileceğini açıklayan bir lisans içermesi yazara bağlıdır. Telif haklarının tam bir tartışması için: http://www.copyright.gov/ bağına bakabilirsiniz.

Elbette, farklı koşullar farklı lisansların kullanımını gerektirir. Yazılım firmaları mallarını korumaya bakarlar; bu yüzden sadece derlenmiş (insan tarafından anlaşılmayan) kodları piyasaya sürerler ve yazılımın kullanımına pek çok kısıtlama getirirler. Diğer taraftan özgür yazılım yazarları genel olarak aşağıdaki koşulların belirli bir birleşiminin sağlanmasını gözetirler:

* Kodlarının sahipli yazılımlarda kullanımına izin vermemek. Kodlarını herkesin kullanması için çıkardıklarından başkalarının onu çalmasını istemezler. Bu durumda kodun kullanımı bir güven meselesidir: aynı şartlarda davrandığın sürece kodu kullanabilirsiniz.
* Yazarın kimliğinin korunması. İnsanlar eserleri hakkında büyük gurur duyarlar ve isimlerinin bir başkası tarafından eserden çıkarılması veya eseri, bir başkasının kendisinin yazdığını iddia etmesini istemezler.
* Kaynak kodun dağıtımı. Pek çok ticari kodun problemlerinden bir tanesi şudur ki hatalarını düzeltemez veya özelleştiremezsiniz, çünkü kaynak kodu mevcut değildir. Ayrıca şirket sizin kullandığınız donanımı desteklemeyi bırakabilir de. Çoğu özgür lisans, kaynak kodun dağıtımını zorunlu kılar. Bu durum yazılımı kendi ihtiyaçlarına göre özelleştirmesine izin vermek suretiyle kullanıcısını korur. Bu konu daha sonra tartışılacak açılımlara da sahiptir.
* Kendi eserlerinin bazı parçalarını içeren başka eserlerin (telif hakları tartışmalarında böyle eserlere türetilmiş eserler denir) aynı lisansı kullanmasını zorunlu kılmak.

Pek çok insan kendi lisanslarını yazarlar. İstediğiniz özellikleri içeren bir lisans yazmak çok sayıda incelik içerdiğinden bu pek uygun görülmez. Sıklıkla açık olmayan ifadeler ve birbiriyle çelişen şartlar ortaya çıkar. Bir mahkemede haklarınızı savunacak bir lisans yazmak daha da zordur. Neyseki, isteğinizi muhtemelen karşılayacak önceden yazılmış lisans seçenekleri mevcuttur.

En sık rastlanan üç lisans şunlardır:

* GNU Genel Kamu Lisansı (GPL). Yazılım lisansları konusunda aydınlatıcı bilgiler ve lisansın bir kopyası GNU web sitesinde bulunabilir. Bu, dünyada en yaygın şekilde kullanılan özgür yazılım lisansıdır.
* Artistik Lisans.
* BSD tipinde lisans.

Bu lisansların sahip olduğu ortak özelliklerin bazıları şunlardır.

* Yazılımı istediğiniz sayıda makineye kurabilirsiniz.
* Aynı anda herhangi sayıda insan yazılımı kullanabilir.
* Yazılımın istediğiniz sayıda kopyasını çıkarabilir ve istediğiniz herhangi birine verebilirsiniz (özgür veya açık yeniden dağıtım).
* Yazılımı değiştirmek konusunda hiçbir kısıtlama yoktur (belirli notları değiştirmemek dışında).
* Yazılımı dağıtmak, hatta satmak konusunda hiçbir kısıtlama yoktur.

Yazılımı satmanıza izin veren bu son madde özgür yazılım fikrine karşı gibi görünebilir. Aslında bu onun güçlü yönlerinden biridir. Lisans, kısıtlama olmadan dağıtıma izin verdiği için bir kişi bir kopyaya sahip olduktan sonra onu kendisi dağıtmaya devam edebilir. Hatta bu kopyaları satmayı deneyebilir. Pratikte bir yazılımın elektronik kopyalarını çıkarmak aslında hiç bir masraf gerektirmez. Arz ve talep dengesi ücreti düşük tutacaktır. Satıcı, CD gibi bir ortam üzerinde dağıtılması uygun olan büyük bir yazılım veya yazılımlar toplamı için istediği miktarda ücret talep edebilir. Bununla birlikte, kâr marjı çok yüksek olursa yeni bir satıcı pazara girer ve rekabet fiyatları düşürür. Bunun bir sonucu olarak çok sayıda CD ile gelen bir Debian sürümünü düşük bir ücret karşılığı satın alabilirsiniz.

Özgür yazılım tamamıyla kısıtlamalardan yoksun olmasa da (sadece kamuya açık yazılımlar bu özelliktedir) kullanıcıya işlerini halletmek için ihtiyaç duyduğu esnekliği verir. Aynı zamanda da yazarın haklarını korur. İşte özgürlük budur.

Debian GNU/Linux projesi özgür yazılımın güçlü bir destekçisidir. Yazılımlar için çok sayıda farklı lisans kullanıldığından özgür yazılıma makul bir tanım getiren yönergeler Debian Özgür Yazılım Yönergeleri (Debian Free Software Guidelines – DFSG) geliştirilmiştir. Sadece DFSG’ye uyan yazılımların Debian’ın ana dağıtımına girmesine izin verilir.

debian.org

 

0

GNU/Linux

Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, GNU/Linux SSS, Linux ve GNU Projesive GNU’yu Hiç Duymamış GNU Kullanıcıları başlıklı yazılarımızı da okuyabilirsiniz. İsimler anlamları iletirler; seçtiğimiz isimler, söylediğimiz şeylerin anlamını belirler. Uygun seçilmemiş bir isim, insanlara yanlış bir fikir verir. “Gül”e “Gül” demeseydik yine de güzel kokacaktı, ama ona kalem diyecek olursak onunla yazmaya çalışacak insanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır. Ayrıca kaleme “gül” dersek insanlar bunun ne işe yaradığını da anlayamazlar. Dolayısıyla eğer biz de sistemimize Linux diyecek olursak, bu adlandırma sistemin kökeni, geçmişi ve amacı konusunda yanlış bir fikir verir. Ama eğer GNU/Linux denecek olursa (ayrıntılı olmasa da) doğru bir fikir verecektir.

Continue Reading →

Peki adlandırma meselesinin topluluğumuz için ne önemi var? İnsanların sistemin kökenini, geçmişini veya amacını bilip bilmemesi önemli mi? Evet önemli. Çünkü geçmişi unutan insanlar onu tekrar etmeye mahkumdur. GNU/Linux etrafında gelişen Özgür Dünya güvende değil; bizi GNU’yu geliştirmeye iten sorunlar tamamen ortadan kalkmadı. Üstelik bunların tekrar ortaya çıkma tehlikesi var.

Neden bu işletim sistemine Linux yerine GNU/Linux demenin doğru olduğunu açıkladığım zaman insanlar bazen şu cevabı veriyor:

Varsayalım ki GNU Projesinin bu iş için takdir edilmesi gerekiyor. Peki ama insanlar takdir etmediğinde cidden sızlanmaya değer mi? Asıl önemli olan işin yapılmış olması mı, yoksa kimin yaptığı mı? Sakin olmalı ve işinizi doğru yaptığınız için gurur duymalısınız. Emeğinizin takdir edilip edilmemesini de dert etmemelisiniz.

Bu akıllıca bir öğüt olurdu. Tabii şayet durum sizin dediğiniz gibi olsaydı… Yani şayet iş bitmiş, sıra dinlenmeye gelmiş olsaydı… Keşke böyle olsaydı! Ama tehditler bir yığın. Üstelik vakit gelecekten emin olma vakti değil. Topluluğumuzun gücü kendini özgürlüğe ve işbirliğine adamış olmasından geliyor. GNU/Linux adını kullanmak, insanların bu idealleri hatırlayıp başkalarını da bilgilendirmeleri için bir yoldur.

GNU’suz da iyi bir özgür yazılım üretmek mümkün; Linux adına da pek çok iyi işler yapıldı. Ama “Linux” terimi, isim olarak ortaya çıktığından beri işbirliği yapma özgürlüğüne adanmamış bir felsefeye sahip. Linux ismi, iş dünyası tarafından giderek artan düzeyde kullanıldıkça, onu topluluk ruhuyla bağdaştırmakta daha da büyük sorunlar yaşayacağız.

Özgür yazılımın geleceğine karşı önemli bir tehdit; “Linux” dağıtımları hazırlayan şirketlerin, rahatlık ve güç kazandırdığı bahanesiyle özgür olmayan yazılımları GNU/Linux‘a ekleme eğilimleridir. Bütün büyük ticari dağıtımların geliştiricileri böyle davranıyor. Hiçbiri bütünüyle özgür bir dağıtım üretmiyor. Bir çoğu, dağıtımlarındaki özgür olmayan paketleri açıkça belirtmiyor da. Hatta çoğu, özgür olmayan yazılımlar geliştirip bunları sisteme ekliyor. Kimi ise çirkin bir şekilde, kullanıcısına Microsoft Windows’un verdiğinden daha fazla özgürlük vermeyen, “kullanıcı başına lisanslanmış” “Linux” sistemlerinin reklamını yapıyor.

İnsanlar özgür olmayan yazılımların eklenmesini, “Linux’un yaygınlık kazanacağını” bahane ederek haklı çıkarmaya çalışıyor. Böyle diyerek aslında popülerliği özgürlüğün üzerinde tutuyorlar. Bazen de bunu açıkça itiraf ediyorlar. Mesela Wired Magazine; Robert McMillan’ın (Linux Magazine editörü) açık kaynaklı yazılımların politik kararlardan değil, teknik kararlardan güç alması gerektiğini düşündüğünü söylüyor. Ayrıca Caldera’nın CEO‘su kullanıcıları açık açık özgürlük gayelerini bir kenara bırakıp “Linux’un popülerliği” için çalışmaya teşvik ediyor.

Eğer popülerlikten kastımız, özgür olmayan yazılımlar içeren herhangi bir GNU/Linux dağıtımını kullanan insanların sayısı ise, GNU/Linux sistemlerine özgür olmayan yazılımlar eklemek belki popülerliği artıracaktır. Ancak aynı zamanda bu durum alttan alta, topluluğun, özgür olmayan yazılımları sanki iyi bir şeymiş gibi görmelerini de teşvik etmektedir. Eğer arabayı yolda tutmayı beceremiyorsanız, hızlı sürmenizin ne anlamı var?

Özgür olmayan “eklenti” bir kitaplık ya da programlama aracı olduğunda, özgür yazılım geliştiricileri için bir tuzağa dönüşebilir bu durum. Yazılım geliştiricileri, özgür olmayan bir pakete bağımlılık duyan bir özgür yazılım geliştirdiklerinde, bu yazılım tam anlamıyla özgür bir sistemin parçası olamayacaktır. Motif ve Qt geçmişte pek çok özgür yazılımı bu yolla tuzağa düşürdü ve bu durum, çözümü yıllar süren sorunlar doğurdu. Motif sorunu hâlâ tamamen çözüme kavuşturulamadı, çünkü LessTif’in biraz daha üzerinden geçmek gerekiyor (lütfen siz de gönüllü olun!). Sun’ın özgür olmayan Java uygulaması da benzer bir etki yaratıyor: Java Kapanı (Tarihi not: Kasım 2006 itibariyle Sun şirketi, Java platformunu GNU GPL ile yeniden yayınlama çalışmalarının tam ortasında bulunuyor.)

Eğer topluluğumuz bu yolda ilerlemeye devam ederse, bu durum GNU/Linux‘un geleceğini özgür ve özgür olmayan bileşenlerden oluşmuş bir mozaiğe dönüştürebilir. Bundan beş yıl sonra eminiz ki hâlâ pek çok özgür yazılımımız olacak, ama eğer dikkatli olmazsak, sistemimiz, kullanıcıların bulmayı umduğu özgür olmayan yazılımlar olmaksızın pek kullanışlı olmayacak. Bu gerçekleşirse özgürlük çabalarımız başarısızlığa uğramış demektir.

Eğer özgür alternatifler yayınlamak sadece bir programlama meselesi olsaydı, topluluğumuzun geliştirme kaynakları arttıkça gelecekteki problemleri çözmek daha kolaylaşabilirdi. Ama biz bu işi zorlaştıran tehditlerle karşı karşıyayız: Özgür yazılımı yasaklayan kanunlar. Yazılım patentleri çoğaldıkça ve DMCA benzeri kanunlar, DVD izlemek veya RealAudio yayınlarını dinlemek gibi önemli işler için yapılmış özgür yazılımların geliştirilmesini yasaklamak amacıyla kullanıldıkça, patentli ve saklı veri biçimlerine karşı mücadele etmek için bunları kullanan özgür olmayan yazılımları reddetmekten başka bir yolumuz kalmayacak.

Bu tehditlere cevap verebilmek için pek çok farklı mücadele şekli geliştirmek gerekiyor. Ama bir tehdidi boşa çıkarmak için ihtiyacımız olan şey, her şeyden önce, işbirliği yapma özgürlüğü gayemizi hatırlamaktır. Sırf güçlü, güvenilir yazılımlar üretme arzusunun insanları büyük çabalar sarfetmeye teşvik etmesini bekleyemeyiz. Kendilerinin ve topluluklarının özgürlüğü için savaşan, bunu yıllarca sürdürüp yılmayan insanların kararlılığına ihtiyacımız var.

Bizim topluluğumuzda bu amaç ve kararlılık asıl olarak GNU Projesi’nden kaynaklanıyor. Özgürlükten ve topluluktan, arkasında dimdik durulacak şeyler olarak bahsedenler bizleriz, “Linux”tan bahseden kuruluşlar bunlara pek değinmez. “Linux” ile ilgili dergiler genellikle özgür olmayan yazılımların reklamlarıyla doludur. “Linux”u paketleyen şirketler sisteme özgür olmayan yazılımlar ekliyor; başka şirketler özgür olmayan yazılımlar vasıtasıyla “Linux’u destekliyor”; “Linux” kullanıcı grupları ise bahsi geçen bu yazılımları tanıtmaları için satıcıları davet ediyor. Dolayısıyla topluluğumuzdaki insanların, özgürlük ve kararlılık idealleriyle buluştukları başlıca mekan GNU Projesi’dir.

Peki insanlar bu ideallerle buluştuklarında, bu ideallerin kendileriyle bağlantısını hissedebilecekler mi?

GNU Projesi’nden çıkan bir sistem kullandıklarını bilen insanlar kendileri ile GNU arasında doğrudan bir bağlantı görebilirler. Bizim felsefemizi bir çırpıda kabul etmeseler de en azından bunun hakkında ciddi ciddi düşünmek için bir neden göreceklerdir. Kendilerini “Linux kullanıcıları” olarak gören ve GNU Projesi’nin “Linux için kullanışlı olduğu kanıtlanmış araçlar geliştirdiğine” inanan kişiler kendileri ile GNU arasında sadece dolaylı bir ilişki kurabilirler. GNU felsefesiyle karşı karşıya geldiklerinde de bu felsefeyi gözardı etmeleri muhtemeldir.

GNU Projesi idealisttir ve bugün kim idealizmi savunsa büyük bir engelle karşılaşır. Bu engel; hakim ideolojinin, insanları idealizmi “kullanışsız” bulup göz ardı etmeye teşvik etmesidir. Halbuki bizim idealizmimiz oldukça kullanışlıdır: özgür bir GNU/Linux işletim sistemimizin var olmasının nedeni de budur aslında. Bu sistemi seven insanlar bunun bizim idealizmimiz sayesinde gerçekleştiğini bilirler.

Eğer “görev” gerçekten tamamlanabilmiş olsaydı, emeğimizin takdir edilmesi dışında bir mesele olmasaydı belki bu konuyu boşverebilirdik. Ama bu durumda değiliz. İnsanları yapılacak işleri yapmaya yüreklendirmek için şimdiye kadar yaptıklarımızın takdir edilmesi gerekiyor. Lütfen işletim sistemini GNU/Linux olarak adlandırarak bize yardımcı olun.

Not: Ad konusuyla ilgili olduğundan, GNU/Linux sisteminin geçmişini öğrenmek için http://www.gnu.org/gnu/linux-and-gnu.htmlsayfasına bakın. Bu konu hakkındaki başka sorulara ve savlara cevap bulmak için GNU/Linux SSS sayfasına bakın.

gnu.org

 

 

0

Okuma Hakkı

Bu yazı Communications of the ACM (Cilt 40, Sayı 2) Şubat 1997 yayınında yer almıştır. 2096 yılında Ay Şehrinde yayınlanan Ay Devriminin ataları hakkındaki yazıların derlemesi olan “Tycho’ya Giden Yol”dan alınmıştır. Dan Halbert için, Tycho’ya Giden Yol, fakültede Lissa Lenz bilgisayarını ödünç almak istediğinde başladı. Lissa’nın bilgisayarı bozulmuştu ve başka bir bilgisayar ödünç alamazsa, dönem ödevinden kalacaktı. Dan hariç bilgisayarını isteyebileceği biri yoktu. Bu durum, Dan’ı bir ikileme soktu. Lissa’ya yardım etmesi gerekiyordu, ama ona bilgisayarını verse, Lissa kitaplarını okuyabilirdi. Başka birinin kitaplarını okumasına izin verdiği için yıllarca hapse mahkum olması gerçeğinin yanı sıra, yalnızca bu fikir onu şok etmeye yetti bile. Herkes gibi, ona da ilkokuldan beri kitap paylaşımının kötü bir şey olduğu öğretilmişti, bunu yalnızca korsanlar yapardı.

Continue Reading →

Ve SPA’nın, Yazılım Koruma Biriminin, onu yakalayamama ihtimali düşüktü. Yazılım sınıfında, Dan, her kitabın Merkezi Lisanslamaya ne zaman ve nerede ve kim tarafından okunduğunu raporlayan bir telif hakkı izleyicisine [:monitor] sahip olduğunu öğrenmişti. (Merkez bu bilgileri okuyucu korsanları yakalamak için kullandığı gibi, ayrıca kişisel ilgi profillerini perakendecilere satmak için de kullanmaktaydı.) Bilgisayarının ağa bir sonraki bağlanışında, Merkezi Lisanslama bu bilgiyi bulacaktı. Bilgisayar sahibi olarak, o, suçu önlemediği için ciddi bir ceza alabilirdi.

Tabi ki, Lissa kitaplarını okuma niyetinde olmayabilirdi. Bilgisayarı yalnızca dönem ödevini yazmak için istemiş olabilirdi. Ancak Dan Lissa’nın orta-sınıf bir aileden geldiğini ve okuma ücretleri hariç okul harcını zar zor ödediğini biliyordu. Kitaplarını okumak, okuldan mezun olmasının tek yolu olabilirdi. Dan bu durumu anladı; kendisi de okuduğu tüm araştırma makalelerinin ücretini ödemek için borç almak zorunda kalmıştı. (bu ücretlerin % 10’u makaleleri yazan araştırmacılara gitmekteydi; Dan akademik kariyer yapmak istediği için, kendi araştırma makalelerine sıklıkla atıf yapılırsa, bunların yeterli ücreti sağlayacağını ummaktaydı.)

Daha sonra, Dan, herhangi bir kimsenin, kütüphaneye gidip ücret ödemeden makale ve hatta kitap okuyabileceğini öğrendi. Hükümetin kütüphane bağışları olmaksızın binlerce sayfa okuyan bağımsız burslu öğrenciler vardı. Ancak 1990’larda, hem ticari hem de kâr amaçlı olmayan yayıncılar, erişim için ücret talep etmeye başladı. 2047 yılı itibariyle, özgür erişim sağlayan kütüphaneler geçmişte kalmıştı.

SPA ve Merkezi Lisanslama’dan kaçmanın elbette yolları vardı. Ancak bunlar yasal değildi. Dan’ın yazılım sınıfında, Frank Martucci adında bir sınıf arkadaşı vardı, Frank, yasadışı bir hata ayıklama (debugging) aracı temin etti ve bu aracı, kitap okurken, telif hakkı izleme kodunu atlatmak için kullandı. Ancak çok sayıda arkadaşına bu hata ayıklayıcıdan bahsetti ve bu arkadaşlarından biri, bir ödül karşılığında onu şikayet etti (borçta olan öğrenciler ele vermeye yatkındılar). 2047 yılında Frank hapishanedeydi, bunun nedeni yasak okuma yapması değil, hata ayıklayıcıyı bulundurmasıydı.

Dan daha sonra herkesin hata ayıklama araçlarına geçmişte sahip olabildiği bir zaman olduğunu öğrendi. CD üzerinde edinilebilen ya da İnternetten indirilebilen özgür hata ayıklama araçları bile vardı. Ancak sıradan kullanıcılar, bunu, telif hakkı izleyicilerini atlatmak etmek için kullanmaya başladığı için bir hakem, gerçek uygulamada, bunun, hata ayıklayıcıların temel kullanımı haline geldiğine karar verdi. Bu, onların yasadışı olduğu anlamına gelmekteydi; hata ayıklayıcıların geliştiricileri hapse gönderildi.

Tâbi ki programcılar hâlâ hata ayıklama araçlarına ihtiyaç duymaktaydı ancak 2047’de hata ayıklayıcı satıcıları yalnızca numaralı kopyaları, yalnızca resmi olarak lisanslı ve bağlı programcılara dağıttı. Dan’ın yazılım sınıfında kullandığı hata ayıklayıcı önemli bir güvenlik duvarının [:firewall] arkasında tutulmaktaydı, bu nedenle bu, yalnızca sınıf alıştırmaları için kullanılabilmekteydi.

Değiştirilmiş bir sistem çekirdeği kurularak, telif hakkı izleyicilerinin atlatılması da mümkündü. Dan sonunda, özgür çekirdekleri de, hatta tamamen özgür işletim sistemlerini de öğrendi, bu sistemler yüzyılın sonunda vardı. Ancak bunlar, hata ayıklayıcılar gibi yasa dışıydı, ayrıca bir taneye sahip olsanız bile, bilgisayarınızın kök [:root] şifresini bilmeden bir tane kuramıyordunuz. Ve FBI ya da Microsoft Destek size şifreyi söylemezdi.

Dan sonunda Lissa’ya bilgisayarını veremeyeceğine karar verdi. Ama ona yardım etmek de istiyordu çünkü onu seviyordu. Lissa ile her konuşma fırsatı Dan’ın içini mutlulukla dolduruyordu. Ve yardım istemek için Lissa’nın Dan’ı seçmiş olması da Lissa’nın da Dan’ı sevdiği anlamına gelebilirdi.

Dan, daha da akla gelmeyen bir şey yaparak bu ikilemi çözdü, Lissa’ya bilgisayarı verdi ve ona şifresini söyledi. Bu şekilde, Lissa kitaplarını okursa, Merkezi Lisanslama kitapları Dan’ın okuduğunu düşünecekti. Bu, yine de bir suçtu ama SPA, bu suçu otomatik olarak bulamazdı. Ancak Lissa bildirirse bulabilirlerdi.

Tabi ki, Dan’ın Lissa’ya kendi şifresini vermiş olduğunu okul yönetimi fark ederse, Lissa’nın bunu ne için kullandığına bağlı olmaksızın, ikisinin de okul hayatları sona erecekti. Okulun politikası, bunun bir disiplin suçu olduğu yönündeydi. Zararlı bir şey yapıp yapmamanız önemli değildi, suç, yöneticilerin sizi kontrol etmesini zorlaştırmaktaydı. Okul yönetimi, bunun, yasak bir şey yapmakta olduğunuz anlamına geldiğini varsaymaktaydı ve bu yasak şeyin ne olduğunu bilmeleri gerekmezdi.

Öğrenciler genelde bu nedenle atılmamaktaydı, en azından doğrudan değil. Bunun yerine, öğrencilerin okul bilgisayar sistemlerine girmeleri yasaklanmakta ve bu da kaçınılmaz bir şekilde tüm derslerden kalmalarına neden olmaktaydı.

Daha sonra, Dan, bu üniversite politikasının yalnızca, çok sayıda üniversite öğrencisinin bilgisayar kullanmaya başladığı 1980’lerde başlamış olduğunu öğrendi. Önceden, üniversiteler, öğrenci disiplininde farklı bir yaklaşıma sahipti; üniversiteler, yalnızca şüphe yaratan etkinlikleri değil, zararlı etkinlikleri cezalandırmaktaydı.

Lissa, Dan’ı SPA’ya bildirmedi. Dan’ın Lissa’ya yardım etmesi kararı, sonunda evlenmelerine kadar gitti ve ayrıca çocukken korsanlık hakkında onlara ne öğretildiğini sorgulamalarını sağladı. Çift, Sovyetler Birliği ve kopyalama konusundaki kısıtlamalar hakkında ve hatta orijinal Birleşik Devletler Anayasası hakkında telif hakkının tarihini okumaya başladı. Luna’ya taşındılar ve orada SPA’nın uzun kolundan benzer şekilde kaçan başka insanları tanıdılar. 2062 yılında, Tycho İsyanı başladığında, evrensel okuma hakkı, ana amaçlarından biri haline geldi.

Yazarın Notu

Bu not 2007 yılında güncellenmiştir.

Okuma hakkı günümüzde hâlâ devam eden bir mücadeledir. Mevcut yaşam şeklimizin karanlığa gömülmesi 50 yıl alabilmesine rağmen, yukarıda açıklanan belirli kanunların ve uygulamaların birçoğu halihazırda önerilmiştir; birçoğu Amerika’da ve başka yerlerde kanunlaştırılmıştır. Amerika’da, 1998 Dijital Milenyum Telif Hakkı Hareketi, bilgisayara yüklenmiş kitapların (ve diğer verilerin) okunmasını ve ödünç verilmesini kısıtlamak için yasal bir taban oluşturmuştur. Avrupa Birliği, 2001 telif hakkı direktifinde, benzer kısıtlamalar getirmiştir. Fransa’da, 2006’da kabul edilen DADVSI yasasıyla DeCSS’nin, DVD’deki videoları çözmek için program, bir kopyasına sadece sahip olmak bile suç sayılmaktadır.

2001 yılında, Disney-finansmanlı Senatör Hollings, SSSCA (halen CBDTPA olarak adlandırılmaktadır) olarak adlandırılan bir yasa tasarısını önermiştir, SSSCA, her bilgisayarda, kullanıcının atlatamadığı zorunlu kopyalama-sınırlama özelliklerinin bulunmasını gerektirmektedir. Clipper yondası ve benzer ABD hükümeti anahtar-belge [:key-escrow] önerilerini düşünürsek, bu uzun soluklu bir eğilimi göstermektedir: bilgisayar sistemleri kullananlar üzerinde bir nüfuz kontrolü yaratmak üzere ayarlanıyor. SSSCA daha sonra telafuz edilmeyen CBDTPA olarak değiştirilmiştir, bu da “Consume But Don’t Try Programming Act” [:Tüket Ama Programlama Eylemini Deneme] olarak mizahi bir şekilde açılmıştır.

Hemen sonrasında ABD senatosu Cumhuriyetçiler tarafından kontrol edilmeye başladı. Hollywood’a Demokratlardan daha az bağlılar, bu yüzden önerileri zorlamadılar. Şimdi Demokratlar geri döndüler, tehlike yine yüksek bir düzeyde.

2001 yılında, Amerika, Batı Yarıküre’deki tüm ülkelerde aynı kuralları dayatmak için, önerilen Amerika’nın Özgür Ticaret Bölgesi anlaşmasını kullanmaya başlamıştır. FTAA, “özgür ticaret” anlaşması olarak adlandırılan ancak gerçekte şirketlere demokratik hükümetler üzerinde artırılmış güç sağlamak için tasarlanmış bir anlaşmadır. DMCA gibi kanunların dayatılması bu işin özünü oluşturmaktadır. FTAA, DMCA gereksinimlerini rededen Brezilya başkanı Lula ve diğerleri tarafından etkin bir şekilde yokedildi.

O zamandan beri, ABD benzer gereksinimleri Avustralya ve Meksika gibi ülkelere “serbest ticaret” anlaşmaları ile dayatmaktadır, ve Kosta Rika gibi ülkelere başka bir anlaşma olan CAFTA ile dayatmaktadır. Ekvador başkanı Correa ABD ile “serbest ticaret” anlaşmasını imzalamayı redetti, ancak duyduğum kadarıyla Ekvador 2003 yılında DMCA benzeri bir şeyi kabul etti.

Hikayedeki fikirlerden biri 2002 yılına kadar önerilmemişti. Bu fikir FBI’ın ve Microsoft’un kişisel bilgisayarlar için kök şifreleri tutması ve onlara sahip olmanıza izin vermemesi fikridir.

Bu tertibi önerenler, tasarıya “güvenli işletim” [:trusted computing] ve “Palladium” gibi isimler verdiler. Biz “güvensiz (hain) işletim” [:treacherous computing] diyoruz, çünkü bilgisayarınızın şirketlere itaat etmesine, size itaat etmemesine ve karşı gelmesine neden olmaktadır. Bu 2007 yılında Windows Vista‘nın bir parçası olarak gerçekleştirildi; Apple’ın da benzer bir şey yapmasını bekliyoruz. Bu tertipte, gizli kodu saklayan üreticinin kendisidir, ancak FBI‘ın onu edinmesinde zorluk çekeceğini düşünmüyorum.

Microsoft sakladığı geleneksel anlamda bir şifre değil; hiç bir kişi bunu bir terminalde yazmaz. Bunun yerine, bir imza ve saklanan bir ikinci anahtara karşılık gelen bir şifreleme anahtarıdır. Bu Microsoft’un, ve Microsoft ile işbirliği yapan herhangi bir web sitesinin, kullanıcının bilgisayarıyla yapabilecekleri üzerinde tam bir denetim sağlamasına elverir.

Vista ayrıca Microsoft’a ek güç verir; örneğin, Microsoft zorla yükseltmeleri kurdurabilir, ve Vista kullanan herhangi bir makinenin belli bir aygıt sürücüsünü çalıştırmasını engelleme emri verebilir. Vista’nın bir çok kısıtlamasının ana amacı DRM (Digital Restrictions Management)’ı dayatarak, kullanıcıların üstesinden gelmesine engel olmaktır. DRM tehlikesi yüzünden DefectiveByDesign.org kampanyasını oluşturduk.

Bu yazı yazıldığında, SPA, küçük İnternet Hizmeti Sağlayıcılarını (Internet Service Provider – ISP) tehdit ediyor ve SPA’nın tüm kullanıcıları izlemesi için izin istiyordu. Birçok ISP, tehdit edildiğinde teslim oluyordu çünkü mahkemede savaşmaya güçleri yetmemekteydi (Atlanta Gazete-Kurumu (Journal-Constitution), 1 Ekim 96, D3). ISP’lerden bir tanesi, Oakland, Kaliforniya’daki ConneXion, istemi reddetti ve gerçekten de dava açıldı. SPA daha sonra davayı düşürdü ama DMCA’yı, yani, istediği gücü kendisine veren şeyi elde etti.

Yazılım Yayıncıları Birliğinin kısaltması olan SPA yerine bu polis-benzeri görevde BSA (Business Software Alliance) rol oynamaya başlamıştır. Günümüzde bu, resmi bir polis kuvveti değildir; resmi olmayan bir şekilde davranmaktadır. Eski Sovyetler Birliği’ni hatırlatan yöntemleri kullanarak, insanları birlikte çalıştıkları insanlar ve arkadaşları konusunda bilgi vermeye çağırırlar. 2001 yılında Arjantin’deki bir BSA kampanyası, yazılımı paylaşan kimselere ağır hapis cezaları verileceği şeklinde ciddi tehditlerde bulunmuştur.

Yukarıda açıklanan üniversite güvenlik politikaları gerçektir. Örneğin, giriş yaptığınızda, Chicago-bölgesi üniversitelerinden birindeki bir bilgisayarda aşağıdaki mesajı görürsünüz:

Bu sistem yalnızca yetkili kullanıcıların kullanımı içindir. Yetkisiz olarak ya da yetkilerinin dışında bu bilgisayar sistemini kullanan bireylerin, tüm işlemleri, sistem personeli tarafından izlenecek ve kaydedilecektir. Bu sistem kullanılarak bireylerin düzgün olmayan bir şekilde izlenmesi ve sistemin bakımda olması durumunda, yetkili kullanıcıların işlemleri de izlenebilir. Bu sistemi kullanan kişi, bu gibi bir izlemenin olduğunu açık ve net bir şekilde kabul etmektedir ve bu izlemenin sonucunda, yasal olmayan bir işlem ya da Üniversite kurallarının çiğnenmesi gibi bir duruma rastlanırsa, sistem personeli bu izleme sonucunu Üniversite yetkililerine ve/veya kanun yürütme birimlerine bildirir.

Bu, Dördüncü Değişikliğe ilişkin ilginç bir yaklaşımdır: herkese ikna olması için baskı uygulayın, böylece haklarından vazgeçsinler.

Kaynakça

  • The administration’s “White Paper”: Information Infrastructure Task Force, Intellectual Property and the National Information Infrastructure: The Report of the Working Group on Intellectual Property Rights (1995).
  • An explanation of the White Paper: The Copyright Grab, Pamela Samuelson, Wired, Jan. 1996
  • Sold Out, James Boyle, New York Times, 31 March 1996
  • Public Data or Private Data, Washington Post, 4 Nov 1996. Buna bağlantı veriyorduk, ancak Washington Post web sitesindeki yazıları okumak isteyen kullanıcılardan para almaya başladı, bu yüzden bağlantıyı kaldırmaya karar verdik.
  • Union for the Public Domain (Kamusal Alan için Birlik)—Telif hakları ve patent güçlerinin genişlemesine karşı durmayı ve tersine çevirmeyi hedefleyen bir organizasyon

Bu yazı Özgür Yazılım, Özgür Toplum: Richard M. Stallman’ın Seçme Yazıları kitabında yayınlanmıştır.

Okunabilecek diğer metinler

Yazarın notu elektronik gözetleme ve okuma hakkı üzerine sürdürülen mücadele hakkındadır. Savaş şimdi başlamaktadır; aşağıda okuma hakkınızı engellemek üzere geliştirilmiş teknolojiler hakkındaki iki yazının bağlantısını bulabilirsiniz.

  • Electronic Publishing: Kitapların elektronik biçimde dağıtılması, ve bir kopyayı okuma hakkını etkileyen telif hakları üzerine bir yazı

Richard Stallman

gnu.org

0

Copyleft Nedir?

Copyleft, bir programın (veya başka bir çalışmanın) özgür yazılım haline getirilmesi, programın tüm değiştirilmiş ve genişletilmiş sürümlerinin de özgür yazılım haline getirilmesi için genel bir yöntemdir. Bir programı özgür hale getirmenin en basit yolu, telif hakkını kaldırıp programı kamu malı haline getirmektir. Bu istekleri bu yöndeyse insanların programı ve iyileştirmeleri paylaşmalarını sağlar. Ancak bu durum ayrıca işbirliği yapmayan insanların programı özel mülk yazılıma dönüştürmesine de neden olur. Bu insanlar, çok sayıda ya da az sayıda değişiklik yapar ve programı özel mülk bir ürün olarak dağıtırlar. Programı bu değiştirilmiş biçimde alan insanlar, özgün yazarın onlara sağladığı özgürlüğe sahip olamazlar; aradaki insanlar bu özgürlüğü yoketmiştir.

Continue Reading →

GNU Projesinde, hedefimiz, tüm kullanıcılara, GNU yazılımını yeniden dağıtmaları ve değiştirmeleri için özgürlük sağlamaktır. Aradaki insanlar özgürlüğü yokederlerse, birçok kullanıcıya sahip olduğumuz halde, bu kullanıcıların özgürlüğü olmayacaktır. Bu nedenle, GNU yazılımını kamuya açık hale getirmek yerine, “copyleft” uygularız. Copyleft, değiştirerek ya da değiştirmeyerek yazılımı dağıtan kimsenin, yazılımı kopyalamak ve değiştirmek isteyen kimselere bu özgürlüğü aktarmaları gerektiğini söyler. Copyleft, her kullanıcının özgürlüğe sahip olmasını garantiler.

Copyleft ayrıca diğer programcıların özgür yazılım eklemesi için bir güdü de oluşturur. GNU C++ derleyicisi gibi önemli özgür programlar yalnızca bu nedenden dolayı varlar.

Copyleft ayrıca geliştirdiği özellikleri özgür yazılıma aktarmak isteyen programcıların bunu yapması için izin almalarına da yardımcı olmaktadır. Bu programcılar, daha fazla para kazanmak için hemen hemen her şeyi yapacak olan firmalar ya da üniversiteler için çalışmaktadır. Bir programcı, değişikliklerini kamuya aktarmak isteyebilir ancak işvereni, değişiklikleri özel mülk bir yazılım ürününe aktarmak isteyebilir.

İşverene, gelişmiş sürümün özgür yazılım hariç olmak üzere dağıtılmasının yasadışı olduğunu açıkladığımızda, işveren, genelde bu yazılımı çöpe atmak yerine özgür yazılım olarak dağıtmayı tercih etmektedir.

Bir programı copyleft etmek için, ilk olarak telif hakkının olduğunu ifade ederiz; daha sonra yalnızca dağıtım terimleri değişmemişse, bu programdan elde edilen herhangi bir programın ya da bu program kodunun kullanım haklarının, değiştirme ve yeniden dağıtım haklarının herkese verildiği yasal bir araç olan dağıtım terimlerini ekleriz. Bu nedenle, kod ve özgürlükler yasal olarak ayrılamaz hale gelir.

Özel mülk yazılım geliştiricileri, telif hakkını kullanıcıların özgürlüğünü almak için kullanmaktadır; biz ise telif hakkını kullanıcıların özgürlüğünü garanti etmek için kullanmaktayız. İsmini, “telif hakkı”ndan [:copyright] “copyleft”’e çevirmemizin nedeni budur.

Copyleft program üzerinde telif hakkını kullanmanın bir yoldur. Telif hakkında vazgeçmek anlamına gelmez; gerçekte, telif hakkından vazgeçmek copylefti imkansızlaştıracaktır. Copyleft kelimesindeki “left” ifadesi; İngilizce’deki “to leave” (terketmek, bırakmak) fiiline bir referans değildir; sadece “right” yönünün tersi yönü temsil etmektedir.

Copyleft genel bir kavramdır; ayrıntıları doldurmanın çeşitli yolları vardır. GNU Projesinde, kullandığımız özel dağıtım terimleri, GNU Genel Kamu Lisansı’nda (HTML olarak, metin olarak, ve Texinfo biçimlerinde erişebilirsiniz) mevcuttur. GPU Genel Kamu Lisansı sıklıkla kısaca GNU GPL olarak adlandırılır. Ayrıca İnternette GNU GPL hakkında Sıklıkla Sorulan Sorular sayfası var. Ek olarak FSF’nin katılımcılardan gelen telif hakkı görevlerini niçin aldığına ilişkin bilgileri de okuyabilirsiniz.

Alternatif bir copyleft biçimi olan GNU Kısıtlı Genel Kamu Lisansı (LGPL)(HTML, metin, ve Texinfo biçimleri) bazı (ama hepsi değil) GNU kütüphanelerine uygulanmaktadır. LGPL’i uygun kullanmak için daha fazlasını öğrenmek üzere, lütfen Neden bir sonraki kütüphaneniz için Lesser GPL kullanmamalısınız yazısını okuyun.

GNU Özgür Belgeleme Lisansı (FDL) (HTML, metin ve Texinfo) değiştirilmiş ya da değiştirilmemiş ticari olan ya da olmayan biçimde herkese kopyalama ve yeniden dağıtma etkili özgürlüğünü sağlamak için bir kılavuzda, kitapta ya da başka bir belgede kullanılması hedeflenen bir copyleft biçimidir.

Uygun lisans bir çok rehberde, ve her bir GNU kaynak kodu dağıtımında içerilmiştir.

Bütün bu lisanslar kendi çalışmalarınıza, sizin telif hakkı sahibi olduğunuz varsayımıyla, rahatlıkla uyarlayabileceğiniz şekilde tasarlanmıştır. Uyarlama için lisansları değiştirmenize gerek yoktur, sadece çalışmada lisansın bir kopyasını barındırmanız, ve kaynak kodlarda uygun bir şekilde lisansa yönelik bildirimleri eklemeniz yeterlidir.

Birçok farklı program için aynı dağıtım terimlerinin kullanılması, çeşitli farklı programlar arasında kodun kopyalanmasını kolaylaştırmaktadır. Tümü aynı dağıtım terimlerine sahip oldukları için, terimlerin uyumlu olup olmadığının düşünülmesine gerek yoktur. Kısıtlı GPL, sürüm 2, dağıtım terimlerini genel GPL olarak değiştirmenize izin veren bir eklemeyi içerir, böylece kodu, GPL tarafından kapsanan başka bir programa kopyalayabilirsiniz. Lesser GPL’nin sürüm 3’ü, GPL sürüm 3’e bir istisna olarak eklenmiştir, uyumluluk böylece otomatikleşmiştir.

Eğer programınızı GNU GPL veya GNU LGPL ile copyleft yapmak istiyorsanız, lütfen lisans açıklamaları sayfasını tavsiyeler için ziyaret edin. Seçtiğiniz lisansın tüm metnini kullanmanız gerektiğini unutmöayın. Her biri bütündür, ve kısmi kopyalara izin verilmemektedir.

Eğer kılavuzunuzu GNU FDL ile copyleft yapmak isterseniz, lütfen FDL metnininsonundaki yönergeleri, ve GFDL açıklamalar sayfasını inceleyin. Tekrar, kısmi kopyalara izin verilmemektedir.

gnu.org

0

Richard Stallman: GNU/Linux SSS

İnsanlar, pek çok kimsenin “Linux” olarak adlandırdığı sistem için, GNU/Linux adını kullandığımızı ve bu adın kullanılmasını önerdiğimizi gördüklerinde pek çok soru sorabiliyorlar. Richard Stallman, GNU ve GNU/Linux ile ilgili çesitli konularda sıklıkla sorulan soruları cevaplandırıyor. GNU ve GNU/Linux kullanıcılarının dikkatle incelemesi, göz önünde bulundurması gereken bir link: GNU/Linux Sıklıkla Sorulan Sorular.

0

Copyleft: Faydacı İdealizm

Bir insanın verdiği her karar, o insanın değerlerinden ve hedeflerinden kaynaklanmaktadır. İnsanlar, birçok farklı hedefe ve değere sahip olabilir: Ün, kar, sevgi, yaşam savaşı, eğlence ve özgürlük, bunlar, iyi bir insanın sahip olabileceği hedeflerden bazılarıdır. Hedef, kendine olduğu kadar başkalarına da yardım etmek olduğunda, buna idealizm deriz. Özgür yazılım üzerindeki çalışmam, bir idealizm hedefiyle güdülenmiştir: Özgürlüğü ve işbirliğini yaymak. Özgür yazılımın yayılmasını, işbirliğini engelleyen özel mülk yazılımın yerine geçmesini ve böylece toplumumuzun daha iyi bir hale gelmesini istemekteyim.

Continue Reading →

GNU Genel Kamu Lisansı’nın copyleft olarak yazılmasının temel nedeni budur. Ayrı bir dosyaya konulsa bile, GPL kapsamlı bir programa eklenmiş tüm kodlar, özgür yazılım olmalıdır. Kodumu, özel mülk yazılımda kullanım için değil, özgür yazılımda kullanım için elverişli hale getirdim, bunu yazılım geliştiren başka insanları yüreklendirmek için yaptım. Buna inanıyorum çünkü özel mülk yazılım geliştiricileri paylaşmamızı önlemek için telif hakkını kullanmaktadır, işbirliği yapan bizim gibi insanlar, işbirliği yapan diğer insanlara bir avantaj sağlamak için telif hakkını kullanabilir: Bizim kodumuzu kullanabilirler.

GNU GPL’yi kullanan herkes bu hedefe sahip değildir. Yıllar önce, benim bir arkadaşımdan, copyleft edilmiş bir programı copyleft edilmemiş bir şekilde yeniden yayması istenmişti ve arkadaşımın cevabı yaklaşık olarak şu şekildeydi:

“Bazen özgür yazılım üzerinde çalışıyorum ve bazen özel mülk yazılım üzerinde çalışıyorum, ama özel mülk yazılım üzerinde çalıştığımda, bana para ödenmesini bekliyorum.”

Arkadaşım, çalışmasını, yazılımı paylaşan bir toplulukla paylaşmak istiyordu ancak topluluğumuza girmesi yasak olacak ürünler yapan bir iş için yardımcı olmakta bir neden göremiyordu. Onun hedefi benimkinden farklıydı ancak GNU GPL’nin bu hedef için yararlı olduğunu düşünüyordu.

Dünyada bir şey başarmak istiyorsanız, idealizm yeterli değildir, hedefi gerçekleştirmek için çalışan bir yöntem seçmeniz gereklidir. Başka bir deyişle, “faydacı” olmanız gereklidir. GPL faydacı mıdır? Sonuçlarına bakalım.

GNU C++’ı düşünelim. Niçin özgür bir C++ derleyicisine sahibiz? Bunun tek nedeni, GNU GPL’nin bunun özgür olması gerektiğini söylemesidir. GNU C++, GNU C derleyicisinden başlayan bir endüstri konsorsiyumu tarafından geliştirilmiştir. MCC normalde çalışmasını mümkün olduğunca özel mülk bir şekilde yapmaktadır. Ancak C++ ön ucunu özgür yazılım yaptılar çünkü GNU GPL, C++ ön ucunu yaymalarının tek yolunun bu olduğunu söyledi. C++ önucu birçok yeni dosyayı içermekteydi ancak GCC ile bağlantılı oldukları için, GPL onlara uygulanmadı. Bunun topluluğumuza yararı açıkça görülmektedir.

GNU Objective C’yi düşünelim. NeXT1, başlangıçta bu ön ucu özel mülk yapmak istemiştir; bu ön ucun “.o” dosyaları olarak yayınlanmasını ve kullanıcıların onların GCC’nin geri kalanıyla bağlantı kurmasını önermişler, bunun GPL’nin şartlarına uygun olduğunu düşünmüşlerdir. Ancak avukatımız bunun şartlardan kaçınmak olacağını söylemiş ve buna izin verilmemiştir. Ve bu nedenle Objective C’yi ön uç özgür yazılım haline getirmişlerdir.

Bu örnekler yıllar önce gerçekleşmiştir ancak GNU GPL bize daha fazla özgür yazılım kazandırmaya devam etmektedir.

Birçok GNU kütüphanesi, GNU Kütüphane Genel Kamu Lisansı tarafından kapsanmaktadır ancak tümü kapsanmamaktadır. Genel GNU GPL tarafından kapsanan bir GNU kütüphanesi Readline’dır, Readline, komut satırının düzenlenmesi işlemini gerçekleştirir. Bir keresinde Readline’ı kullanmak üzere tasarlanmış özgür olmayan bir program hakkında bir şeyler öğrenmiştim ve geliştiriciye buna izin verilmediğini söylemiştim. Programdan komut satırı düzenlenmesini çıkarabilirdi ancak gerçekte yaptığı şey, onu GPL altında yeniden yaymaktı. İşte şimdi bu özgür yazılımdır.

GCC’ye (ya da Emacs ya da Bash ya da Linux ya da her türlü GPL lisanslı program) ilişkin çalışmaları yazan programcılar genellikle firmalar ya da üniversiteler tarafından çalıştırılmaktadır. Programcı bu yaptığı çalışmaları topluluğa iletmek istediğinde ve kodunu sonraki dağıtımda gördüğünde, patronu şunu söyleyebilir:“Orada dur, senin kodun bize aittir! Kodu paylaşmak istemiyoruz; geliştirilmiş sürümünü özel mülk bir yazılım ürününe dönüştürmeye karar verdik.”

Bu noktada GNU GPL yardıma koşar. Programcı, patrona bu özel mülk yazılım ürününün telif hakkını bozacağını gösterir ve patron, yalnızca iki tercihe sahip olduğunu fark eder: yeni kodu özgür yazılım olarak yaymak ya da hiç yaymamak. Hemen hemen çoğu zaman, programcının istediği gibi davranmasına izin verir ve kod, sonraki dağıtıma girer.

GNU GPL İyi Adam [:Mr. Nice Guy] değildir. İnsanların yapmak istedikleri şeylere bazen “hayır” der. Bunun kötü bir şey olduğunu söyleyen kullanıcılar vardır. GPL, “özgür yazılım topluluğuna sokulması gereken” bazı özel mülk yazılım geliştiricilerini “dışarıda tutmaktadır.”

Ancak bu geliştiricileri topluluğumuzun dışında bırakan biz değiliz; girmemeyi onlar tercih etmektedir. Yazılımı özel mülk kılma kararları, topluluktan uzak kalma kararlarıdır. Topluluğumuzda bulunmak istemeleri, bizimle işbirliğine katılmak istedikleri anlamına gelmektedir; katılmak istemezlerse, onları “topluluğumuza zorla sokamayız”.

Yapabileceğimiz şey, onlara katılma nedeni sunmaktır. GNU GPL mevcut yazılımınızdan bir güdü oluşturmak için tasarlanmıştır: “Yazılımınızı özgür hale getirirseniz, bu kodu kullanabilirsiniz.” Tabi ki, bu hepsinin kazanılmasını sağlamayacaktır ancak bazen bunu sağlayacaktır.

Özel mülk yazılım gelişimi, topluluğumuza bir şey kazandırmaz ancak özel mülk yazılım geliştiricileri bizden sıklıkla yardım ister. Özgür yazılım kullanıcıları, özgür yazılım geliştiricilerine kişisel bir şeyler, kabul görme ve minnettarlık, sunabilir ancak bu, bir şirket size aşağıdaki ifadeyi söylediğinde, çok çekici görünebilir: “Paketini özel mülk programa koyalım ve o zaman programın binlerce insan tarafından kullanılacaktır.”

Bu teşvik edici ifade güçlü görünebilir ancak uzun vadede, buna karşı koyarsak, bu hepimiz için daha iyi olur. Dolaylı bir şekilde geldiğinde, teşvik edici ifade ve baskının fark edilmesi daha zordur çünkü bazı özgür yazılım organizasyonları, özel mülk yazılımın beslenmesi politikasını benimsemiştir. X Konsorsiyumu (ve ardından gelen Open Group) buna ilişkin bir örnek sunar: Özel mülk yazılım yapan firmalar tarafından finansmanı sağlandıktan sonra, programcıları copyleft’i kullanmamaları için ikna etmek için çok uzun bir süre uğraşmışlardır. Şimdi Open Group X11R6.4’ü özgür olmayan yazılım haline getirdiği için, bu baskıya dayanan ve karşı gelen bizim gibi insanlar, bunu yaptığımız için mutluyuz.

Eylül 1998’de, X11R6.4’ün özgür olmayan dağıtım şartlarıyla yayınlanmasından aylar sonra, Open Group kararını değiştirip X11R6.3’ü dağıttığı copyleft olmayan özgür yazılım lisansıyla tekrar dağıtırmış. Open Group, teşekkürler—ancak bu geri çekiş kısıtlamaların eklenebilir olduğu gerçeğinden ürettiğimiz sonuçları yanlışlamayacaktır

Faydacı olarak konuşursak, daha büyük uzun vadeli hedefler hakkında düşünülmesi, bu baskıya dayanma isteğinizi güçlendirecektir. Aklınızı, tutarlı durarak oluşturabileceğiniz özgürlük ve topluluğa odaklarsanız, bunu yapacak gücü kendinizde bulacaksınız. “Bir şeyler için ayakta durun yoksa durup dururken düşersiniz.”

Alaycılar özgürlükle ve toplulukla alay ederse ve “katı realistler” tek idealin kar olduğunu söylerse, o zaman onları görmezden gelin ve her zaman copyleft’i kullanın.

gnu.org

 

0

Yazılımın Neden Sahibi Olmamalıdır?

Sayısal bilgi teknolojisi, bilginin güncellenmesini ve kopyalanmasını kolaylaştırarak insanlığa katkıda bulunmaktadır. Bilgisayarlar bu işlemleri hepimiz için daha kolay hale getirmeyi vaad etmektedirler. Bu kolaylaştırma, herkes tarafından istenmemektedir. Telif hakları sistemi yazılım programlarına, çoğunun yazılımının olası faydalarını kamudan saklama gayesinde bulunan “sahip” verir. Kullandığımız yazılımların yalnızca kendileri tarafından kopyalanabilir ve değiştirilebilir olmasını istemektedirler. Telif hakları sistemi matbaa ile eşzamanlı gelişmiştir— kopyalamaya seri üretimi getiren teknoloji. Telif hakları sistemi bu teknoloji ile uyum içindeydi çünkü burada söz konusu olan sadece seri ve yüksek hacimli üretim yapabilecek kopyalayıcıların kısıtlanmasıydı. Bu sistem, kitap okurlarının özgürlüğünü kısıtlamıyordu. Baskı makinasına sahip olmayan sıradan birf okur, kitabını ancak kalem ve mürekkep kullanarak kopyalabilirdi ve bunun için çok az okur suçlanmıştı.

Continue Reading →

Sayısal teknoloji matbaaya göre çok daha esnektir: bilgi bir kez sayısal hale sokulduktan sonra kolayca kopyalanarak başkaları ile paylaşılabilir. İşte tam da bu esneklik telif hakları gibi bir sistem ile uyumsuzluğa yol açar. Günümüzde yazılım telif haklarının uygulanması için giderek artan şiddette tedbirlerin alınmasına da bu uyumsuzluk yol açmaktadır. Yazılım Yayıncıları Birliği’nin (Software Publishers Association – SPA) şu dört uygulamasına bakalım:

  • Arkadaşınıza yardım etme amacıyla dahi olsa yazılım sahiplerine itaat etmemenin yanlış olduğunu vurgulayan yoğun propaganda.
  • İş ya da okul arkadaşlarını gizlice şikayet edecek ispiyoncularla işbirliğine gidilmesi.
  • İşyerlerine ve okullara (genellikle polis yardımı ile) yapılan baskınlar ve insanlardan kanun dışı kopyalama yapmadıklarına dair kanıt istenmesi.
  • MIT‘den David LaMacchia gibi kişilerin, bırakın yazılım kopyalamayı (herhangi bir şey kopyaladığı için suçlanmadı), sadece kopyalama cihazlarını açıkta bırakmaları ve bunların kullanımını sansürlemedikleri gerekçeleri ile resmen suçlanmaları (ABD devleti tarafından, SPA’nın talebi üzerine).

Bu uygulamalar, her kopyalama makinasının başında izinsiz kopyalamayı engellemek üzere bir görevli bulunan ve vatandaşlarının bilgiyi gizlice kopyalayıp el altından ‘samizdat’ olarak dağıtmak zorunda kaldığı eski Sovyetler Birliği’ndeki uygulamaları andırmaktadır. Elbette aralarında bir fark var: Sovyetler Birliği’ndeki bu uygulamaların amacı politikti, ABD’de ise asıl amaç kârdır. Ancak bizi etkileyen amaçlar değil eylemlerdir. Her ne sebeple olursa olsun bilgi paylaşımının engellenmek istenmesi benzer yöntemlere ve sert uygulamalara yol açmaktadır.

Yazılım sahipleri bilgiyi kullanma hakkımızı kontrol etmek için pek çok çeşit görüş hazırlarlar:

  • Terim karmaşası yaratmak.Sahipler, “korsanlık” ve “hırsızlık” gibi kötü çağrışımlı sözcüklerin yanı sıra “fikri mülkiyet” ve “zarar” gibi hukuki terimleri kullanarak kamuoyuna belirli bir düşünce şeklini dayatmaya çalışmaktadırlar— programlar ile fiziksel nesneler arasında bir basit benzetme.Fiziksel nesnelerin mülkiyetine dair fikir ve içgüdülerimiz, bu nesnelerin sahibinin elinden alınmalarının> doğru bir şey olup olmadığı üzerine kuruludur. Bir şeyin kopyalanmasına direk olarak ilgilendirmez. Yine de yazılım sahipleri birebir aynı mülkiyet kavramlarını uygulamamızı istemektedirler.
  • Abartma.Sahipler, kullanıcılar programları izinsiz olarak kopyaladıklarında “zarar” gördüklerini veya “ekonomik kayba” uğradıklarını söylerler. Ancak kopyalama yazılım sahibi üzerinde doğrudan bir etkiye yol açmaz ve kimseye zarar vermez. Yazılım sahibi, ancak yazılım için para ödeyecek bir kullanıcı bunun yerine kopyalamayı tercih ederse bir kayba uğrayabilir.Biraz düşünürsek görürüz ki çoğu kişi kopyaladığı şeyi para karşılığı satın alacak değildir. Buna rağmen yazılım sahipleri sanki herkes bir kopyayı satın alacakmış gibi ‘kayıp’larını hesaplarlar. Buna en nazik ifade ile abartmak denir.
  • Kanun.Yazılım sahipleri sık sık kanunların mevcut durumundan ve bizi tehdit etmek için kullanabilecekleri cezalardan bahsederler. Bu yaklaşım, içinde günümüz yasalarının sorgulanamaz bir ahlak öğretisi olduğu düşüncesini barındırır—aynı zamanda da söz konusu cezaları (hiç kimsenin varlıklarından sorumlu olmadığı) doğa yasaları olarak kabul etmemiz beklenir.Bu ikna etme yöntemi eleştirel düşünceye fazla dayanamaz, alışılmış düşünsel pratikleri kuvvetlendirmeye yöneliktir.

    Kanunların haklı/haksız ayrımı getirmediği aşikardır. Her Amerikalı hatırlamalıdır ki, 1950’lerde, pek çok eyalette bir siyahi kişinin otobüsün ön kısmında oturması kanunen yasak idi ancak bunun haklı olduğunu ancak ırkçılar iddia edebilir.

  • Doğal haklar.Yazarlar genellikle yazdıkları programlar ile aralarında özel bir bağ bulunduğunu ve bu sebepten dolayı programla ilgili istek ve çıkarlarının geriye kalan herkesinkinden—hatta dünyanın geriye kalanından daha önemli olduğunu savunurlar. (Genellikle yazılımın kopyalama hakkına sahip olan yazarı değil, bir şirkettir, ancak bu çelişkiyi görmezden gelmemiz beklenir.)Bu iddiayı bir etik aksiyomu olarak sunanlara—yazar sizden daha önemlidir aksiyomu—kendim de kayda değer bir yazılım geliştiricisi olarak ancak bu iddianın saçma olduğunu söyleyebilirim.

    Ancak insanlar bu doğal haklara dair iddiaları iki sebepten ötürü mantıklı bulmaya eğilimlidir.

    Birinci sebep fiziksel nesnelere benzetme eğilimidir. Ben makarna makarna pişirdiğimde bunu bir başkası yerse itiraz ederim çünkü öyle bir durumda ben yiyemem. Karşımdakinin eylemi ona fayda sağladığı ölçüde bana zarar verir; içimizden sadece biri makarna yiyebilir, o halde soru şudur: kim? Aramızdaki en küçük bir ayrım dahi etik dengenin değişmesini getirir.

    Yukarıdaki durumdan farklı olarak benim yazdığım bir programı çalıştırmanız ya da değiştirmeniz sizi doğrudan etkilerken beni ancak dolaylı yoldan etkiler. Bir arkadaşınıza verdiğiniz kopya sizi ve arkadaşınızı beni etkilediğinden daha çok etkiler. Böyle şeyleri yapmamanızı söyleme gücüne sahip olmamalıyım. Hiç kimse olmamalı.

    İkinci sebep ise yazarların doğal hakları olması gerektiği kuramının, toplumumuzun kabul edilmiş ve sorgulanamaz bir geleneği olarak insanlara anlatılmış olmasıdır.

    Tarihi açıdan bakarsak tam tersi durumun söz konusu olduğunu görürüz. ABD Anayasası oluşturulurken yazarların doğal haklara sahip oldukları fikri öne sürülmüş fakat kesin ve net şekilde reddedilmişti. İşte bundan ötürü ABD Anayasası telif hakları sistemine izin verir ancak bunu şart koşmaz. Telif hakkının geçici olmak zorunda olduğunun belirtilmesinin sebebi de zaten budur. Yine ABD Anayasa’sında telif hakkının amacının yazarı ödüllendirmek değil, gelişmeyi teşvik etmek olduğu belirtilmiştir. Telif hakkı kısmen yazarı ve daha fazla da yayıncıları ödüllendirir ancak bu ödüllendirmenin amacı davranış değişikliğini sağlamaktır.

    Toplumumuzun asıl geleneği telif hakkının kamunun doğal haklarına tecavüz ettiği yönündedir—ve telif hakkına ancak uzun vadeli kamu yararı yüzünden izin verilmektedir.

  • Ekonomi.Yazılımların sahipli olması gerektiği iddiası ile ilgili olarak öne sürülen son görüş ancak bu şekilde daha çok yazılım üretmenin mümkün olacağı düşüncesidir.Diğerlerine kıyasla bu görüş biraz daha mantıklı bir yaklaşım gibi durmaktadır. Geçerli bir hedefe yöneliktir—yazılım kullanıcılarını tatmin etmek. İnsanların bir şeyi üretmelerinin karşılığını iyi bir şekilde almaları halinde o şeyden daha çok ürettikleri deneysel olarak gözlemlenebilir.

    Ancak ekonomik görüşün bir kusuru vardır: farkın sadece ne kadar para ödendiği ile ilgili olduğu varsayımına dayanır. Bu varsayıma göre bizim istediğimiz yazılım üretimidir, yazılımın sahibi olsun ya da olmasın.

    İnsanlar bu varsayımı olduğu gibi kabul ederler çünkü fiziksel nesnelere dair deneyimlerimizle uyumludur. Bir sandviçi ele alalım. Eşdeğer bir sandvici bedava ya da fiyatını ödeyerek alabilirsiniz. Eğer böyle ise iki eylem arasındaki tek fark ödediğiniz paradır. Satın almak zorunda olmanız ya da olmamanız sandvicin tadını, besleyici değerini değiştirmez ve her halükarda o sandvici sadece bir kez yiyebilirsiniz. Sandivici bir sahipten satın alıp almamanız bu eylemin ardından cebinizde kalan para dışında başka hiçbir şeyi doğrudan etkileyemez.

    Bu düşünce her fiziksel nesne için geçerlidir—bir sahibinin olup olmaması onun ne olduğunu doğrudan etkilemez ya da onu aldıktan sonra onunla ne yapacağınızı.

    Ancak eğer bir programın sahibi varsa bu onun ne olduğunu ve onu satın alırsanız onunla ne yapacağınızı etkiler. Buradaki fark sadece para farkı değildir. Yazılımların sahiplerinin bulunması sistemi, bu sahiplerin bir şey üretmesini sağlar ancak üretilen şey toplumun ihtiyaç duyduğu şey değildir. Bu da hepimizi etkileyen korkunç bir etik kirliliğe yol açar.

Toplumun neye ihtiyacı vardır? Vatandaşlarının sorunsuzca erişebileceği bilgiye ihtiyacı vardır—örneğin insanların sadece çalıştırabilecekleri değil aynı zamanda okuyabilecekleri, düzeltebilecekleri, uyarlayabilecekleri, geliştirebilecekleri programlar. Ancak yazılım sahiplerinin sunduğu, genellikle inceleyemeyeceğimiz ya da değiştiremeyeceğimiz bir kara kutudan ibarettir.

Toplumun aynı zamanda özgürlüğe ihtiyacı vardır. Bir programın bir sahibi olduğunda insanlar hayatlarının bir bölümü üzerindeki kontrolü kaybetmiş olurlar.

Tüm bunların ötesinde toplumun ihtiyacı olan şey vatandaşlar arasındaki gönüllü işbirliği ruhunun pekiştirilmesidir. Yazılım sahipleri, bizler komşularımıza doğal olarak yardım ederken bu yaptığımız şeyin “korsanlık” olduğunu söylediklerinde toplumumuzun ruhunu kirletmiş olurlar.

Bu yüzden özgür yazılımdan bahsederken kast ettiğimiz özgürlük kavramıdır; fiyat kavramı değil.

Sahiplerin öne sürdüğü ekonomik görüş hatalıdır ancak ekonomi meselesi gerçek bir meseledir. Bazı insanlar sırf işin zevkinden ve getireceği ruhsal tatmin, şöhret gibi şeylerden ötürü faydalı yazılımları geliştirirler ancak bu insanların geliştirdiklerinin ötesinde yazılımları istiyorsak para bulmamız gerektiği doğrudur.

10 yıldır özgür yazılım geliştiricileri para bulmak için bazı yöntemleri denemiş ve bazen başarılı olmuşlardır. Kimsenin çok zengin olması şart değildir; ortalama bir Amerikan ailesinin geliri yıllık olarak yaklaşık 35.000$’dır ve bu miktarın programlamadan çok daha zevksiz işler için bile yeterli motivasyonu sağladığı görülmüştür.

Yıllar boyunca, ta ki bir üniversite vakfı bunu gereksiz kılana dek, geliştirmiş olduğum özgür yazılımlara talebe yönelik özelleştirmeler yaparak hayatımı kazandım. Eklediğim her özellik süreç içinde standart sürüme de eklendi ve böylece halka sunuldu. Müşterilerim, bireysel olarak öncelikli olduğunu düşündüğüm özellikleri bir an önce geliştirmem yerine kendi ihtiyaçları için gerekli olan özellikleri geliştirmem için bana para ödediler.

Bazı özgür yazılım geliştiricileri teknik destek hizmeti satarak para kazanmaktadır. 50 kişiyi istihdam eden Cygnus Support [bu yazı yazıldığı esnada], yaptığı hesaplara dayanarak personelinin vaktinin %15’inin özgür yazılım geliştirmeye gittiğini belirtmektedir — bir yazılım firması için kayda değer bir oran.

Aralarında Intel, Motorola, Texas Instruments ve Analog Devices’ında bulunduğu bazı şirketler bir araya gelerek C dili için özgür GNU derleyicisinin geliştirilmesi amacı ile finansal destek vermişlerdir. Bu arada Ada dili için GNU derleyicisi ABD Hava Kuvvetleri tarafından parasal olarak desteklenmektedir çünkü bu kurum kaliteli bir derleyiciye sahip olmanın en düşük maliyetli yolu olarak bunu görmektedir. [Hava Kuvvetleri parasal desteği bir süre önce bitmiştir, şu anda GNU Ada derleyicisi çalışmaktadır ve bununla ilgili bakım ve geliştirmeler ticari olarak desteklenmektedir.]

Bunlar küçük örneklerdir, özgür yazılım hareketi henüz yolun başındadır. Ancak ABD’deki dinleyici tarafından desteklenen radyo örneğinde de görüldüğü gibi kullanıcıları para ödemeye zorlamadan da büyük eylemleri başarmak mümkündür.

Günümüzde yaşayan bir bilgisayar kullanıcısı olarak bir mülk program kullanıyor olabilirsiniz. Eğer arkadaşınız sizden bir kopya isterse onu reddetmek doğru olmaz. İşbirliği telif hakkından daha önemlidir. Ancak yeraltı olarak da tabir edebileceğimiz gizli kapaklı işbirliği iyi bir topluma yol açmaz. Kişi hayatı dürüstçe, açık bir şekilde ve gururla yaşamalıdır; bu da mülk yazılımlara “Hayır” demektir.

Yazılım kullanan diğer insanlarla açık açık ve özgür şekilde işbirliğine gitmeyi hak ediyorsunuz. Yazılımın nasıl çalıştığını öğrenmeyi hak ediyorsunuz ve öğrencilere bu bilgiyi öğretmeyi hak ediyorsunuz. Yazılım bozulursa takdir ettiğiniz bir programcıyı tutup onu düzeltebilmeyi hak ediyorsunuz.

Özgür yazılımı hak ediyorsunuz.

gnu.org

0